Zülal Kalkandelen / Müzik Yazıları

>Kudsi Erguner: "Kültürel Tsunami Yaşıyoruz."

leave a comment »

>© Zülal Kalkandelen
Cumhuriyet Hafta Sonu/08 Temmuz 2006

Kudsi Erguner yine ilginç bir konserle Caz Festivali’nde

Kudsi Erguner , ney ile icra edilen otantik tasavvuf müziğinin ülkemizdeki ve dünyadaki en önemli temsilcilerinin başında yer alıyor. Uzun yıllardır Paris’te yaşayan ve bu kentte kurduğu ney okulunda klasik Türk müziği üzerine araştırmalar yapan Erguner, İstanbul Caz Festivali’ndeki konseri öncesinde sorularımı yanıtladı.

Caz Festivali’nde ünlü kontrbasçı Arild Andersen ve Brezilyalı perküsyoncu Nana Vasconcelos ile çalacaksınız. Daha önce bu sanatçılarla ortak çalışma yapmış mıydınız, yoksa bu bir ilk mi?

Arild Andersen’le daha önce Berlin’de bir CD çalışmasında beraber olmuştuk ve büyük keyif almıştık. Bunun üzerine, Yapı ve Kredi Bankası adına hazırladığım ve Abdülmecit Köşkü’nde verdiğimiz konsere katılmak üzere Arild’i İstanbul’a davet ettim. Bu iki çalışmanın ardından, geçtiğimiz yıl Norveç’teki Molde Caz Festivali’ne Nana, ben ve Arild bir trio olarak katıldık. Aslında doğaçlamaya dayalı her konser bir ilk olmak durumunda, ancak bu ikinci konserin bizi müzikal olarak daha da yakınlaştıracağına inanıyorum.

Ney’inizin 15 Temmuz’da kontrbas ve perküsyonla randevusu var. Ney’in sesi her zaman rahatlatıcı ve yumuşak ama perküsyon ve kontrbasın ne yapacağı pek belli olmuyor. O akşam Aya İrini’de nasıl bir birlikteliğe tanık olacağız?

Her müzik aletinin bir karakteri olsa da, çalan kişinin zevk ve müzikalitesine göre bambaşka renklere bürünebiliyor. Ayrıca zıtların bir araya gelmesinin de ayrı bir güzellik olduğuna inanıyorum. Müzikolojik olarak ‘Swing’ kelimesinin tanımını, gerilim ve yumuşama olarak kabul edersek, Ney’in rahatlatıcı ve yumuşak sesi ile kontrbas ve perküsyonun bir araya gelişi, cazın temeli olan Swing’e yol açabilir.

Ney, Klasik Türk şiirinde acının sembolü ama çok olgun bir hüznü yansıtıyor. Bunun temel nedeni nedir?

Mevlana, Mesnevi’nin en başında, Ney’in yani mecazi olarak insanın, kendi tabiatına esir düşerek Hak’dan uzaklaşıp, yaşamının bir ayrılık hikayesine dönüşmesini şu mısralarla anlatır: ”Dinle neyden kim hikayet etmede/ Ayrılıklardan şikayet etmede.” Nasıl balık sudayken suyun kendisi için önemini fark edemezse, insan da bu dünya yaşamı olmadan, neden ayrıldığını bilemez. Hatta ayrılık olmadan aşk olmayacağına göre, Ney’in hikayesi, hem hüzün ve acı hem de bu bilincin neşesi olabilir. Mesnevi’nin bir başka bölümünde ise, Ney’in sesini hava sanma, ateştir; kimde bu ateş yoksa ona yazıktır der. Demek ki, insanın bu ayrılığı hissetmesi ve anlatabilmesi de büyük bir lütuftur. Ney’in sesinde anlayana hem ayrılık hüznü, hem de vuslat (kavuşma) neşesi vardır.

Doğu müziği ile Batı müziğinin birlikteliği son yıllarda bir trend halini aldı. Bunun kitlesel müzikte kullanımını bir yana bırakırsak, sizin farklı bir boyutta yarattığınız müzikal kaynaşmalara temel düşünce nedir?

20 yüzyılın sömürgecilik ve neo sömürgeciliğinin hemen ardından başlayan Globalizm dönemi, tüm dünyayı tek bir kitle kültürüne doğru götürüyor. Şu anda iletişim olanaklarının güçlü olduğu Batı ülkelerinden, özellikle Kuzey Amerika’dan gelen kültürel tsunami her şeyi silip süpürmekte. Bu akıma ayak uydurmaya çalışan Doğulu sanatçılar da evrenselliğe ulaştıklarını veya yenilik yaptıklarını sanarak, kendi ülkelerinin en yüksek değerlerini dahi hiç çekinmeden hoyratça bu fırtınanın içine atıveriyorlar. İşin acı tarafı, o ülkelerin aydınlarının da bu kültür erozyonunu önemli sanat olayı gibi alkışlaması. Benim acizane altını çizmek istediğim, dünya kültürü oluşumuna, dünyanın farklı medeniyetlerinin ve kültürlerinin de eşit şartlarda katılabilmesidir. Tek renkli, tek müzikli, tek düşünceli dünya bence bir felakettir ve buna karşı her sanat ve fikir adamı kişilik mücadelesi vermek zorundadır. Bu mücadele şovenist nedenle değil, dünyanın bu çeşitliliğe gereksinimi olduğu için verilmelidir.

Özellikle ‘kültürlerin çatışması’ şeklinde bir kavramın türetildiği ve farklı tarihsel, kültürel ve dinsel geçmişleri olan toplumların birbirlerine toleranslarının azaldığı bir dönemde müzik aracılığıyla insanların birbirlerine yakınlaşması sağlanabilir mi?

Hoşgörü veya tolerans bence sadece Doğu insanından beklenilmemeli, çünkü Batı kültürünün de bağnazlıkları olduğu kesin. Batı’nın kendine benzemeyen kültür ve medeniyetleri nasıl hor gördüğünü tarih ortaya koymakta. Bugün Batı’nın olmasını istediği bir Doğu ve ona reaksiyon gösteren bir Doğu var. Ancak kendisi gibi olmaya çalışan Doğu da kendi medeniyet ve kültürünün mirasını ve estetiğini tamamen kaybetmiş durumda olduğundan, verdiği mücadele sadece kuru bir gürültüden öteye gidemiyor. Sonuçta, kitle kültürünün içinde belki de hamburger kültürüne mayonez olmaktan öteye gidemeyen çalışmalarla kimlik buluyor. Farklı müziklerin dinlenmesi için, farklı kültürlere ait müziklerin yozlaşmamış versiyonlarının dinlenebilir olması gerekiyor. Aksi takdirde, bugün yakınlaşma zannedilen müzikler ters etki yapacaktır. Aslında tolerans ve hoşgörü kelimeleri bir hiyerarşi içeriyor ve güçlünün başkasının verdiği rahatsızlığa lütfen (!) tahammül etmesi anlamına geliyor. Hoşgörü kelimesini siyasal olarak ise, döven ve öldüren güçlünün, zulmettigi zavallıya verdiği ahlak dersi olarak tanımlayabiliriz. İnsanların en derin hislerine tercüman olabilen müzik sanatı, içinde yasadığımız bu vahşet dolu adaletsizlik ortamında, insanlıktan ümit kesenlere bir ümit kapısı açabilir.

Saraydan Kız Kaçırma’ya yanıt

Füzyon müziğe dünyanın farklı yerlerindeki yaklaşımlar ve tepkiler nasıl?

Müzikte füzyonun gerçekleşmesi için, iki yol vardır: Ya bir müzik diğerine adapte olur ya da birbirine benzer ortak noktalar ortaya konularak uyuşulamayacak veriler terk edilir.

Ben bunun tersine, yapmaya çalıştığım füzyonlarda farklılıkları yok etmemeyi denedim. Bence müzikler değil müzisyenler füzyon olabiliyor. Batılı müzisyen arkadaşlarım, özellikle caz müzisyenleri, bu konuda Batı müziği yapan çoğu Türk müzisyenden çok daha saygı ve yakınlık gösterdiklerinden, ürettiğimiz CD’ler ve verdiğimiz konserler her zaman ilgi gördü. Örneğin bu ay Saint Denis Festivali’nde ünlü klarnet ustası Michel Portal ile verdiğimiz Mozart üzerine doğaçlamalar konserinden sonra, konunun bu büyük ustası bana, ”Sayende müziği yeniden öğrendim,” diyecek kadar alçakgönüllü olabiliyor.

Bugüne kadar birçok ünlü müzisyen ve sanatçı ile çalışmalar yaptınız. Peter Gabriel, Peter Brook, Martin Scorsese, Carolyn Carlson bunlar arasında yer alıyor. Bu tür yeni projeleriniz var mı?

Maurice Bejart ile gerçekleştirmeyi arzu ettiğimiz ”Mevlana” projesi henüz gündemde, ancak kendisinin ilerleyen yaşı ve hastalanması nedeniyle şu anda beklemede. Ünlü Fransız yazarı Jean Claude Carriere, Mevlana’nın Divan-ı Şems-i Tebrizi adlı eserinden yapılan tercümeleri, okudu ve ben kendisine Ney’imle eşlik ettim. Bu çalışma bir CD olarak Gallimard yayınevi için hazırlandı. Mozart’ın ”Saraydan Kız Kaçırma” operasına cevaben hazırladığım ”Saraya Dönüş” adlı opera çalışmamı Fransızca’ya tercüme ederek yeniden hazırlamaya başladım.

Reklamlar

Written by zülalk

09 Temmuz 2006 18:46

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: