Zülal Kalkandelen / Müzik Yazıları

Archive for Eylül 2006

>Aşk felaket, ölümsüzlük ve Bob Dylan

leave a comment »

>© Zülal Kalkandelen
Cumhuriyet Hafta Sonu/16 Eylül 2006

Bob Dylan’ın 44. albümü “Modern Times”, son günlerde müzik dünyasında en çok konuşulan albümlerden biri.

Ülkemizde de yaklaşık on gün önce satışa sunulan albüm, Amerika’da ilk haftasında 192.000 adet satarak Billboard Albümler Listesi’ne 1 numaradan giriş yaptı. Bununla da kalmadı; Avustralya , Kanada , Belçika, Danimarka , İrlanda , Yeni Zelanda, Norveç ve İsviçre’de de albüm listelerinin 1 numarasına oturdu.

Bob Dylan, adı artık efsaneleşen, dünyaca ünlü bir Amerikan folk şarkıcısı, yıllara meydan okuyan, hakkında kitaplar yazılıp belgeseller yapılan bir müzisyen.

Elli yıla yaklaşan kariyeri boyunca tüm dünyada şimdiye kadar 100 milyondan fazla albümü satıldı. Bu yüzden belki bu ilgiye şaşırmamak gerek ama, şu bir gerçek ki, bir numaraya çıkan en yaşlı müzisyen oldu Bob Dylan.

“Modern Times”, Dylan’ın büyük başarı kazanan önceki iki albümü “Time Out Of Mind” ve “Love And Theft”in ardından bu serinin üçüncüsü olarak görülebilir.

Ünlü sanatçı, 1990 yılından sonra, 1997 yılında üç Grammy ödülü kazanan “Time Out Of Mind”a kadar olan sürede hiçbir yeni şarkı yayımlamamıştı. Aslında bu son albümde müzikal anlamda büyük bir yenilik sunmuyor Dylan. Hatta Muddy Waters’dan, Merle Haggard’dan, Carl Perkins’den eski folk ve blues şarkılarını alıp, rock and roll ve country müzik öğeleriyle harmanlayıp kendine özgü yorumuyla seslendiriyor. Zaten Bob Dylan, folk baladlarının geleneksel biçimde söylenişine tutkun ve dijital kayıtları da değersiz işler olarak değerlendiriyor.

Dylan’ın sesi yine o bildiğimiz çatallı ses, fakat 65 yaşında artık daha rahatlamış bir müzisyenin kendinden emin söyleyişi hakim tüm albümde. Ancak bana göre, bunların hiçbiri “Modern Times”ın iyi bir albüm olarak görülmesinin nedeni değildir.

Dylan’ın asıl cevheri, o gerçekçi, alaycı, zaman zaman da esprili diliyle, Amerikan deyimlerini son derecede incelikle kullandığı şarkı sözü yazarlığındadır. İçinde yaşadığı toplumu büyük bir ustalıkla resmeder albümlerinde. Her şarkısı baştan sona ayrı bir hikayedir. O hikayeleri dinledikçe seversiniz onun şarkılarını.

Sanatçının prodüktörlüğünü de kendisinin yaptığı “Modern Times”da öne çıkan temalar aşk, din, ölümsüzlük ve dünyasal meseleler. “When The Deal Goes Down” adlı şarkıda ölümsüz aşktan söz ediyor usta müzisyen. “Yarın etramızda dolaşıp duruyor/Yaşar ve ölürüz, neden bilmeyiz/Fakat herşey bitip sona erdiğinde ben senin yanında olacağım” diyor.

Her ne kadar internet üzerinden yayın yapan Slate dergisinin müzik eleştirmeni Jody Rosen’in dediği gibi, “yılın en iyi sevişme albümü” olmasa da, Bob Dylan’ın bu albümü epeyce romantik ve elbette kadınlar şarkıların başrolünde. Evet, kadınlar… O kadar ki, “Thunder On The Mountain”de şaşırtıcı bir şekilde R&B’nin genç yıldızı Alicia Keys’i düşündüğünü bile itiraf ediyor Dylan.

1960’ların ünlü protest müzisyeninin bu son albümünde tek politik mesaj veren şarkı ise “Workingman’s Blues # 2”. Merle Haggard’ın şarkısına kendi sözlerini yazmış Dylan. “Para giderek azalıp eriyor/Yeni bir yolda yürüyoruz/Yurtdışında yarışırsak düşük ücretlerin bir gerçek olduğunu söylüyorlar” diyerek emekçilerin küreselleşme karşısındaki koşullarından söz ediyor.

Amerika’da geçtiğimiz yıl meydana gelen Katrina kasırgasına gönderme yapan bir felaketi anlatan “The Levee’s Gonna Break”, gerçekte daha önceleri Led Zeppelin’in de yorumladığı bir Memphis Minnie klasiği. Dylan, yazdığı yeni sözlerde krizin aşılması için aşka ve sevgiye sarılmayı öneriyor.

Bu noktada iyimser bir bakış açısı var. Fakat yine de albümü dinleyince asıl öne çıkan duygu, modern zamanlara getirilen eleştirel bakış açısı ve eski günlere duyulan özlem. Bu bakımdan, Charlie Chaplin’in 1936 tarihli filmi “Modern Times”a atıf yapan albüm adı da bir tür ironi olsa gerek.

Bob Dylan’dan hoşlanmayabilirsiniz, müzikal yaklaşımını beğenmeyebilirsiniz. Benim gibi, şarkı sözlerini fazla ruhani bulabilir ya da Dylan’ın kısa bir zaman önce neden ünlü iç giyim markası Victoria’s Secret’ın reklam filminde rol aldığını da anlamamış olabilirsiniz. Bob Dylan’ın müziği sizi heyecanlandırabilir ya da sıkabilir; sesini sevebilirsiniz ya da dayanamayabilirsiniz. Fakat bunlar onun şarkılarıyla hikayeler anlatıp, yaşadığı çağa ayna tutan büyük bir ozan olduğu gerçeğini değiştirmez.

“Modern Times”, felsefi, dini, ruhani, dünyevi meseleler üzerine çarpıcı, akıllıca ve kurnaz ifadelerle yoğrulmuş bir country blues albümü ve Dylan’ın kariyerinin en başarılı çalışmalarından biri.

Written by zülalk

17 Eylül 2006 at 20:49

Bob Dylan kategorisinde yayınlandı

>Kulağınız İçin Sinema

leave a comment »

>© Zülal Kalkandelen
Cumhuriyet Hafta Sonu/2 Eylül 2006

Bazı albümler vardır; grubu tanımasanız da içindeki şarkılara bakar alırsınız. İşte bunlardan biri, Nouvelle Vague adlı grubun kısa bir süre önce yayımlanan ikinci albümü “Bande A Part”. Listedeki bazı şarkıları görünce ne demek istediğimi anlayacaksınız: Echo and The Bunnymen’den “The Killing Moon”; The Buzzcocks’tan “Ever Fallen In Love?”; Visage’dan “Fade To Grey”; Bauhaus’dan “Bela Lugosi’s Dead”; New Order’dan “Blue Monday”; The Sound’dan “Escape Myself”; Blondie’den “Heart Of Glass”; Yazoo’dan “Don’t Go”; Billy Idol’dan “Dancing With Myself”; The Cramps’den “Human Fly”; Blancmange’dan “Waves”…

Nouvelle Vague’u hiç tanımıyor olsaydım bile, benim böyle bir listeyi görüp es geçmem mümkün olmazdı. Dünyanın neresinde olursa olsun, hangi albümde “The Killing Moon”u görürsem o albümü tereddüt etmeden alırım. Çünkü nasıl yorumlanmış diye merak ederim. Eh, benim kadar şarkı takıntınız yoksa bile, albümde yer alan şarkı listesinin çok iyi olduğunu kabul etmeniz gerek.

Kendi isimlerini taşıyan ilk albümleri ile tüm dünyada haklı bir üne kavuşan grup, yeni albümünde, punk, post-punk, new wave gibi müzik türlerinin sevilen şarkılarını bossa nova tarzında yeniden yorumlamış. Fransızca’da “yeni dalga” anlamına gelen “Nouvelle Vague”, gerçekte Marc Collin ve Olivier Libaux adlı iki müzisyen tarafından kurulmuş; fakat albümdeki cover’ları o şarkıları daha önce hiçbir yerde duymamış olan kadın şarkıcılar seslendiriyor. Bu yöntemin amacıysa, her bir yorumun kendine özgü olmasını sağlamak. Kimi şarkıları dinlerken, “Ben bunun orijinalini tercih ederim,” demeniz mümkün olsa da, bu durum albümün bir bütün olarak kayda değer bir çalışma olmasını engellemiyor.

Geçtiğimiz yıl İstanbul’da Babylon sahnesinde bir konser veren Nouvelle Vague, eminim müzikle yakından ilgilenenlerin dikkatinden kaçmamıştır. Eğer şu ana kadar onları duymadıysanız, “Bande A Part”ı dinlemenizi öneririm. Özellikle buğulu seslerin söylediği Fransız şansonlarının cazibesine kapılarak dış dünyadan bir süre için sıyrılıp başka yerlere gitmek istiyorsanız… Biraz melankoli, biraz hayal, biraz sinema… Hepsi “Bande A Part”ta.

Albümün ismi tanıdık mı geliyor kulağınıza? Haklısınız. Fransız yeni dalgasının müstesna ismi, yönetmen Jean-Luc Godard’ın 1964 tarihli ünlü filminin adıydı bu. Ne diyordu Godard filmin açışında; “İşte benim hikayem burada başlıyor!”. Nouvelle Vague da bu albümün her bir şarkısında ayrı bir hikaye anlatıyor. Visage’ın 1981 tarihli hiti “Fade To Grey”i şöyle açıklıyor Marc Collin: “Aklımda belli bir sahne vardı: Gözleri görmeyen genç bir kız Paris metrosunun içinde akordeon çalarak ‘Fade To Grey’i söylüyor ama kimse ona ilgi göstermiyor… Bu kulağımız için sinemadır.”

MOBY- DEBBIE HARRY İŞBİRLİĞİ

Modern müziğin ikonlarından Moby’den haber var: Ünlü müzisyen, 6 Kasım 2006 tarihinde “Go-The Very Best Of Moby” adlı bir best of albümü yayımlayacak. Bu yeterince iyi bir haber ama dahası da var. Albümün bir de sürpriz konuğu olacak: Debbie Harry! Evet, doğru okudunuz. 1970’lerin sonları ve 1980’lerde erkek egemen punk ve new wave sahnesinde ünlenen ve o dönemin en popüler rock and roll gruplarından Blondie’nin solisti olan Debbie Harry. Moby’nin yazıp bestelediği ve Debbie Harry’nin vokalde eşlik ettiği yeni şarkının adı “New York, New York”.

Müzikseverler bu yaz Manhattan’da gerçekleşen bu ilginç işbirliğinin sonucunu görmek için şarkının single olarak yayımlanacağı 23 Ekim tarihine kadar beklemek zorunda. Moby’nin bu ilk best of albümünde, sanatçının “Go”, “Why Does My Heart Feel So Bad?”, “Porcelain”, “In My Heart”, “Natural Blues”, “Lift Me Up”, “James Bond Theme” ve “Feeling So Real” gibi artık klasikleşmiş şarkılarının da aralarında olduğu toplam 15 şarkı yer alacak. Albümün Fransa’da yayınlanacak versiyonunda ise bir başka yenilik var. Moby, “Slipping Away” adlı şarkısında Fransızların Madonna’sı denilen Mylene Farmer ile düet yapmış.

Elbette, “Albümde şu da olsaydı keşke,” dediğim şarkılar da var ama best of albümlerin zorluğu da şarkıların seçimi olsa gerek; hele bu Moby gibi eklektik müzik anlayışıyla sayısız güzel şarkı bestelemiş bir müzisyenin albümüyse… Bugüne kadar Moby ne yayımladıysa hepsini dinledim, fakat bana onun en iyilerini 15 şarkılık bir albümde topla deseler, herhalde epeyce zorlanır, hangi şarkıları eleyeceğime karar veremezdim. Bu albüm, radyolarda ve televizyonlarda sıkça çalınan daha popüler olan şarkılara yer veriyor gözükse de, ünlü müzisyeni yeni dinlemeye başlayacaklar için oldukça iyi bir karışım sunuyor.

Yazıyı bitirmeden bir heyecan verici haber daha: Moby’nin ilk single’ı için çektiği video klipte başrolde disko kıyafetleri giymiş chihuaha cinsi bir köpek rol alıyor! Bunun yanı sıra, videoda oldukça ilgi çekici başka görüntüler de yer alacak. O da sürpriz olsun.

Written by zülalk

02 Eylül 2006 at 21:01

Debbie Harry, Marc Collin, Moby, Nouvelle Vague kategorisinde yayınlandı