Zülal Kalkandelen / Müzik Yazıları

Archive for Aralık 2006

>2007’nin İlk Heyecan Verici Konseri: Art Brut

leave a comment »

>

© Zülal Kalkandelen
Cumhuriyet Hafta Sonu/30 Aralık 2006

Ülkemiz, özellikle İstanbul, 2006 yılında birçok önemli konsere sahne oldu. Fakat “geçip gitti işte” diye düşünüp anılarınızla teselli bulmaya çalışmanıza gerek yok. 2007, heyecan verici yeni konserlerle geliyor. Bunlardan ilki, 13 Ocak’ta İstanbul Babylon’da gerçekleşecek olan Art Brut konseri. Yılbaşı, bayram derken telaşa kapılıp konser biletinizi almayı unutmayın. Çünkü Art Brut, art-punk akımının en parlak topluluklarından biri.

Londra’da yaşayan beş genç müzisyen tarafından kurulan grubun günümüzdeki konumuna geliş öyküsü gerçekten ilginç. İlk olarak “We Formed A Band” adlı bir şarkı kaydedip internet sitelerinde yayınlıyorlar. Bir gazeteci toplama bir albümde rastladığı bu şarkıyı MP3 olarak bir plak şirketine gönderince, şarkı single olarak yayımlanıyor ve grup birden bire bütün müzik basınının dikkatini çekiyor. Mart 2004’te single olarak yayımlanan bu şarkı, Amerika’nın en önemli müzik dergilerinden Blender tarafından yılın en iyi single’larından biri olarak değerlendiriliyor. Bugün ünlü müzik dergisi NME tarafından Art Wave akımı içinde Franz Ferdinand ve Bloc Party ile aynı grupta gösterilen grup, kısa zamanda birçok yeni şarkı yayımlayarak herkesi şaşırtmayı başardı ve 2005 yılında çıkan “Bang Bang Rock & Roll” adlı ilk albümleri büyük beğeni topladı.

İsim Kaynağı 20. Yüzyılın Sanat Akımlarından Art Brut

Grubun isminin kaynağı, Fransız ressam Jean Debuffet’nin 20. yüzyılda Londra’yı kasıp kavuran marjinal sanat akımı Art Brut (Ham Sanat). Debuffet, eserlerinde boya ve tuvalin yanı sıra kum, çakıl, çiçek, kurutulmuş otlar, ağaç kabukları gibi sıra dışı malzemeleri de kullanarak çağdaş sanata farklı bir soluk getiren, deliliğin insan görüşünü zenginleştirdiğini savunan ve kendi kendisinin öncüsü sayılan bir sanatçıydı. Grup, bu ismi rastlantı sonucu seçmemiş. Solist Eddie Argos, tam bir sanat tutkunu; özellikle kimilerince Pop Art’ın ilk eserlerini yaptığı kabul edilen İngiliz sanatçı Richard Hamilton’a ve Van Gogh’a hayran. Nitekim, grup birinci yıldönümlerinde, Argos’un sık sık sergiler dolayısıyla ziyaret ettiği Londra’daki ünlü Tate Modern’de bir konser verdi.

Art Brut’ün çok konuşulan ikinci single’ı ise “Modern Art” adını taşıyor. “Modern Sanat, bende çılgınca rock müzik yapma isteği uyandırıyor” diyor Argos. Tate Modern’de bir Hockney eserine ya da Pompidou’da bir Matisse tablosuna bakarken kalbinin nasıl hızla çarptığını anlatıyor bu şarkıda.

Post-punk ile Brit-pop karışımı

Art Brut’ün oldukça enerjik ve bir o kadar da eğlenceli müziği, özellikle The Stranglers, The Fall, Pulp ve Blur gibi grupları akla getitiyor. Bir tür post-punk ve brit-pop karışımı ve belki de bu nedenle o kadar ilginç. Eddie Argos’un kimi zaman yarı konuşur gibi söylediği çarpıcı şarkı sözleri de büyük ilgi topluyor. Örneğin, “We Formed A Band” adlı şarkıda şöyle diyor: “Süpermarketlerden albüm almayı bırakın/ Orada yalnızca listelere giren albümler satılır/ Biz İsrail ile Filistin’in iyi geçinmesini sağlayacak şarkıyı yazan grup olacağız/ Biz doğum günü şarkısı kadar evrensel bir şarkı yazacağız/ Bu şarkıyı sekiz hafta arka arkaya Top Of The Pops’da çaldıracağız.” Tabii, onlar böyle söyleyince, o kadar ünlü ve popüler olurlarsa adları hala Art Brut mü kalacak diye merak edebilirsiniz. “O zaman Art Naif (Naif Sanat) oluruz” diyor onlar da.

“Emily Kane” adlı şarkı, bir müzisyenin, 10 yıl, 9 ay, 3 hafta, 4 gün, 6 saat, 13 dakika ve 5 saniyedir görmediği ilk kız arkadaşına nasıl hala aşık olduğunu anlatıyor. El ele tutuşmaktan başka bir şey yapmayı pek bilmeyen 15 yaşındaki iki gencin aşkının saflığından söz ediyor. “Bad Week End”de ise, popular kültürün artık ilgilerini çekmediğini, televizyonda kayda değer hiçbir şey olmadığını söylüyorlar. Bütün bu sözler size tanıdık geliyor ve bu tavrı kendinize yakın hissediyorsanız, Art Brut’ü bir de sahnede izleyin derim. Onlar aynı zamanda günümüzün en eğlenceli konser gruplarından biri.

Reklamlar

Written by zülalk

29 Aralık 2006 at 22:54

Art Brut, Bloc Party, Franz Ferdinand kategorisinde yayınlandı

>Her Daim The Beatles!

leave a comment »

>© Zülal Kalkandelen
Cumhuriyet Hafta Sonu/23 Aralık 2006

Müzik tarihinin gelmiş geçmiş en önemli topluluklarından The Beatles yeni bir albümle yine aramızda! Üyelerinin ikisi yaşama veda etmiş olan bir grubun nasıl yeni albümü olur? Böyle düşünerek “yeni” sözcüğüne karşı çıkabilirsiniz ve çok da haksız sayılmazsınız.

20. yüzyılın hem popüler kültürüne ve hem de müziğine büyük etki yapan The Beatles’ın yayımlanan son albümü “Let It Be” 1970 tarihini taşıyordu. Aradan geçen 26 yıl içinde grubun şarkılarını bir araya getiren birçok toplama albüm yayımlandı. İngiltere’de ve Amerika’da bir numara olan single’ları toplayan “The Beatles 1”, yeni bir milenyuma girerken yayımlandığında, grubun müziğinin geçen zamana karşı eskimediğini bir kez daha ortaya koymuştu. Şimdi ise elimizde bu ay piyasaya çıkan 26 şarkılık “Love” adlı heyecan verici yeni bir albüm var. Albümün yeniliği, herhangi bir toplama albüm olmayışı. Artık her biri klasikleşmiş olan The Beatles şarkıları yeni düzenlemelerle, yepyeni bir dokunuşla tekrar mikslenmiş.

Albüm projesi, dünyaca tanınan gösteri grubu Cirque du Soleil’in, albümle aynı adı taşıyan şovlarında The Beatles şarkılarının yeni yorumlarını kullanmak istemesiyle gündeme gelmiş. Sonuçta, The Beatles’ın prodüktörü George Martin ve yine kendisi gibi bu alanda ün kazanan oğlu Giles Martin, bu proje için stüdyoya girerek grubun özgün kayıtlarını yeniden düzenlemişler. Ve ortaya öyle bir canlı sound çıkmış ki, dinlerken sanki John Lennon, Paul McCartney, George Harrison ve Ringo Starr tekrar bir araya gelip yeni bir albüm yapmışlar gibi hayal kurduruyor insana.

İç İçe Geçen Şarkılar

Albümün en dikkat çeken özelliği, The Beatles şarkılarının değişik partisyonlarının ve akorlarının aynı parçada bir araya getirilmesi. Örneğin, “Get Back” adlı şarkının yeni versiyonu, baterist Ringo Starr’ın “The End” parçasındaki solosu ile “A Hard Days Night”ın özgün kayıtlarının açılış akorlarını birleştiriyor. Bana göre sonuç tek kelimeyle mükemmel.

Bir diğer ilginç düzenleme, “Being For The Benefit Of Mr. Kite!”ın kapanış kısmı ile “I Want You (She’s So Heavy)”nin bir araya getirilmesiyle ortaya çıkmış. “Blackbird” adlı şarkının akustik gitarıyla başlayan şarkı ise, birden “Yesterday” parçasına dönüşüyor. “Sun King” adlı şarkının toplam 55 saniyelik yeni yorumu oldukça yaratıcı. Şarkının bir bölümü tersten çalınıp, vokaller de tersten alınınca, adı da doğal olarak “Gnik Nus” olmuş! Albümde yer alan tek yeni kayıt, “While My Guitar Gently Weeps” için, akustik gitar versiyonunun üzerine yaylı partisyonları yazılarak yapılmış. Benim favorim ise, “Strawberry Fields Forever”ın yeni düzenlemesi. Özellikle son kısmı öylesine hareketli bir hale dönüştürülmüş ki, adeta bir dans şarkısı havasında.

Eskimeyen The Beatles Müziği

Kimi The Beatles hayranlarının bu projeye olumsuz baktıklarını biliyorum. The Beatles’ın müziğinin yeniden düzenlemeyi gerektirmeyecek kadar iyi olduğunu belirterek, bu tür projelerin grubun mirasından ticari kazanç sağlamak için yapıldığını söylüyorlar. “Love” projesi, grubun yaşayan iki üyesi Paul McCartney ve Ringo Starr ile, John Lennon’ın eşi Yoko Ono ve George Harrison’ın eşi Olivia Harrison’ın desteğiyle gerçekleştirilmiş. Projenin mimarları prodüktör George Martin ile oğlu Giles Martin’in hayli yüklü miktarda kazanç sağlayacakları kuşkusuz. Fakat televizyon kanallarında sürekli video kliplerini izlediğimiz kimi popüler şarkıcıların berbat müzikler eşliğinde sadece bedenlerini sergileyerek elde ettikleri kazançlara bakınca, insan, “varsın böyle yaratıcı projeler kazansın milyonları” diyor.

“Love” albümü, son derece yaratıcı ve teknik açıdan çok başarılı bir proje. Üstelik The Beatles’ın müziğinin hiç eskimediğini, tersine yeniliklere nasıl açık olduğunu ortaya koyuyor. Ayrıca bu tür yeni düzenlemeleri ve miskleri dinlemek, eskileri dinlemeye de engel değildir.

Prodüktör Giles Martin, albüm kapağındaki yazısında, “Tomorrow Never Knows” ile “Within You Without You” adlı şarkıların bas ve davul partisyonlarının birleştirilmesiyle ortaya çıkan şarkının miksini yaparken, kendisini “Mona Lisa’ya bıyık çiziyormuş” gibi hissettiğini yazıyor. Ortaya çıkan sonucu da “Beatles açık görüşlülüğü”ne borçlu olduğunu belirtiyor. Ben, bıyıklı Mona Lisa’yı oldukça ilginç buldum. Tabii, Mona Lisa olmasa, bıyıklısı da olmazdı…

Written by zülalk

24 Aralık 2006 at 21:38

>Faithless’dan Mesaj Var

leave a comment »

>© Zülal Kalkandelen
Cumhuriyet Hafta Sonu/16 Aralık 2006

Elektronik dans müziğinin en uzun soluklu gruplarından Faithless yeni bir albümle geri döndü. “Geri döndü” ifadesini özellikle kullanıyorum; çünkü geçen yıl yayımladıkları “Forever Faithless” adlı albümden sonra gerçekleştirdikleri konser turnesinin kendileri için final olacağını belirtmişlerdi. Fakat grubun en sevilen şarkılarını bir araya getiren bu albüm bir milyondan fazla satılıp, konserlere büyük bir ilgi olunca, bu yıl yeni bir albüm yayımlamaya karar verdiler. İyi ki de verdiler!

Faithless, “To All New Arrivals” adlı bu son albümüyle, elektronik dans müziğinin dünya sorunlarına karşı duyarsız kalmayabileceğini bir kez daha kanıtladı. Maxi Jazz’ın sosyal bilinç sahibi olmanın önemini vurgulayan şarkı sözleri, bu defa terörizm, küresel yoksulluk, göç, savaş, ekolojik dengeler ve sorunlarla dolu dünyaya yeni gelenler gibi temalar etrafında toplanıyor. Hip-hop, trip-hop ve dans müziğini başarıyla birleştiren şarkılarıyla tanınan Faithless’ın bu beşinci stüdyo albümü, önceki çalışmalarına göre müzikal açıdan daha yavaş tempolu. Bu albümde, Faithless’tan duymaya alıştığımız ve dans müziğinin marşları haline gelen yüksek tempolu şarkılara benzer şarkılar yok. Yani bir “Insomnia”, bir “God Is A DJ” ya da bir “We Come 1” yok.

Grubu konserlerinde izlemiş olanlar bilir; kitleleri ayağa kaldırıp hiç durmadan saatlerce dans ettiren grupların en önde gelenlerinden biridir Faithless. Yeni albümdeki şarkılar bu etkiden yoksun olsa da, verdikleri mesaj bütün dünya sorunlarına duyarlı insanları ayağa kaldırabilecek cinsten.

Bütün Yeni Gelenlere: Hoş Geldiniz!

Yeni albümle ilgili bir diğer özellik ise, etrafında toplandığı “yeni gelenler” konsepti. Albüm çalışmalarını sürdürdükleri sırada hamile olan grup elemanı Sister Bliss, stüdyo kayıtlarını bitirdikleri hafta ilk çocuğunu dünyaya getirdi. Aynı dönemde, grubun kendi isteğiyle konserlere çıkmayan ve ortalıkta görünmeyen diğer elemanı prodüktör Rollo’nun da ikinci çocuğu doğdu. Şarkı sözlerini yazan ve vokallerde yer alan Maxi Jazz’ın aklında ise, 1950’lerde Jamaika’dan İngiltere’ye göçen anne ve babası ile “Forever Faithles” adlı albümle ulaştıkları yeni hayranları vardı. İşte “yeni gelenler” konsepti, hepsinin birleşimiyle ortaya çıkmış.

Albüme adını veren şarkı, Maxi Jazz’ın söylediği korkutucu gerçeklerle başlıyor: “Dünyamızda sıtma, her 30 saniye içinde bir çocuğu öldürüyor. Her yıl 11 milyon çocuk gıdasızlıktan ölüyor. Bizim dünyamızda 15 milyon çocuk AIDS yüzünden öksüz kalmış durumda. Her gün 30 bin çocuk önlenebilir hastalıklar nedeniyle yaşamını kaybediyor. Bizim dünyamızda 2 milyon çocuk seks ticaretinde çalıştırılıyor.” Maxi Jazz’ın etkileyici sesiyle söylediği bu sözlerin arasında, indie müzik topluluğu Kubb’un solisti Harry Collier’in “Bütün Yeni Gelenlere: Hoş Geldiniz!” diyen sesi duyuluyor.

Bombalar Patlarken Devam Eden Yaşamlar


Albümün ilk single’ı “Bombs” adlı şarkı ise, bombalar dünyanın kimi bölgelerini cehenneme çevirip, insanları sevdiklerinden sonsuza kadar ayırırken, kimi yerlerde de diğer insanların normal yaşamlarını sürdürmeleriyle ilgili. Yine Harry Collier’ın vokalde eşlik ettiği şarkının videosu da, patlayan bombaların arasında devam eden yaşam görüntüleriyle son derece çarpıcı. (YouTube üzerinde izlemek isteyenler için link: http://www.youtube.com/watch?v=eihN22PPO5M)

Sözünü etmek istediğim üçüncü şarkı, albümün müzik anlamında en deneysel çalışması olan “Spiders, Crocodiles & Kryptonite”. Faithless, bu şarkıda 80’lerin post punk grubu The Cure’un solisti Robert Smith’le işbirliği yapmış! Hem de benim en sevdiğim The Cure şarkısı “Lullaby”dan sample kullanarak! Birlikte öylesine garip seslerle dolu ve ilginç bir şarkı yapmışlar ki, daha önce dinlediğim hiçbir şeye benzemiyor.

Albümün diğer konuk sanatçıları ise, Rollo’nun kardeşi ünlü şarkıcı Dido, Amerikalı indie rock şarkıcısı Cat Power, İngiliz müzisyen Cass Fox ve One Eskimo. “To All New Arrivals”ın, Faithless’ın müzikal açıdan belki en başarılı albümü olmayabilir. Fakat “Music Matters” adlı şarkıda verdikleri şu mesajın önemi tartışılmaz: “Ayağa kalkıp ortaya çıkanlara/ Parayı itici güç olarak görmeyenlere/ Müziği bir mesaj olarak alanlara/ Sizlere teşekkür etmek istiyorum.” Teşekkürler Faithless!

Written by zülalk

17 Aralık 2006 at 21:50

>Nouvelle Vague Bir Kez Daha İstanbul’da

leave a comment »

>
© Zülal Kalkandelen
Cumhuriyet Hafta Sonu/9 Aralık 2006

Bu akşam İstanbul’daysanız ve iyi müzik dinlemek istiyorsanız, Taksim’deki Yeni Melek’e uğramanızı öneririm. Çünkü Fransız müzisyenler Marc Collin, Olivier Libaux ve çeşitli solistlerden oluşan Nouvelle Vague ve konser sonrası Jazzanova “DJ set” müzikseverlere unutulmaz bir gece yaşatacak.

Nouvelle Vague, 80’lerin ünlü new wave parçalarına yaptıkları bossa-nova cover’lardan oluşan ve grupla aynı adı taşıyan ilk albümüyle dünya çapında büyük bir yankı uyandırdı. Joy Division’dan The Clash’e, Depeche Mode’dan Blondie’ye kadar birçok kült grubun parçalarını kendine özgü tarzda yorumlayan grup, bu yıl yeni albümleri “Bande A Part”ı yayımladı. Dinamo 103.8 (www.dinamo.fm) tarafından düzenlenen Radar etkinlikleri çerçevesinde bir kez daha İstanbul’a gelen grubun yaratıcılarından Marc Collin, konser öncesinde sorularımı yanıtladı.

Nouvelle Vague ilk olarak bir proje şeklinde başladı ve ilk albümünüzle dünya çapında ün kazandınız. Öncelikle “proje” denilmesini mi, yoksa “cover grubu” olarak mı anılmayı tercih ediyorsunuz?

Bu bir proje, tam anlamıyla bir grup değil. Bütün konsepti ben tasarladım, vokalistlerle ve diğer prodüktörlerle temas ettim vs. Sahnede gördüğünüz grup albümdeki şarkıların kaydını yapmadı.

Eski şarkıları yeni düzenlemelerle yeniden yorumlamak müzik endüstrisinde yeni bir şey değil. Fakat siz Brezilya kökenli bossa nova’yı Fransız enstrümantasyonu ve tanınmamış kadın vokalistlerin sesiyle buluşturdunuz. Echo and the Bunnymen’in “The Killing Moon” adlı şarkısını sizin yorumunuzla ilk dinlediğimde biraz tuhaf buldum ama o tuhaflığı da sevdim. Projenin tüm konseptine ilişkin bu ilginç fikir nasıl gelişti?

Temel fikir, post punk dönemi gruplarının hala esin kaynağı olan, muhteşem şarkılar yazdıklarını ortaya koymaktı. Bu bir tür o döneme övgü aslında, ama aynı zamanda da benim için yeni düzenlemeler ve prodüksiyonlar yapmak bakımından iyi bir olanak.

Bu projeye ilk başladığınızda, dinleyicilerden ne tür tepkiler almayı umuyordunuz ve ilk albümden sonra nasıl tepkiler aldınız?

Büyük bir new wave hayranı olarak ben de öncelikle bir dinleyiciyim. Bu nedenle, eğer yaptığım şeyden kendim ikna olmuyorsam bırakırım. Dinleyicilerin çoğunluğunun da benim gibi olduğu ve projeyi onayladığı görülüyor.

Rock müziğe eğilimli olan ama aynı zamanda sizin yavaş ve rahatlatıcı müziğinizden de hoşlanan insanlar var. Bunun nedenini neye bağlıyorsunuz? Müziğinizin yansıttığı çeşitlilikten olabilir mi?

Bilmiyorum ama belki orijinal şarkılardaki ruhu, kızgınlığı, politik tavırları hissediyorlardır. Belki de biz kalipso’dan Fransız popuna kadar birçok farklı etkileşimi bir araya getirmeye çalışarak iyi bir iş yapmışızdır.

Cover şarkılar her zaman risklidir. Siz albümüzdeki şarkıları nasıl şetçiniz? Hangi şarkının cover’ını yapmak daha zordu?

Japan’in “Ghost” adlı şarkısında başarılı olamadım. Muhteşem bir şarkı gerçekten! Bauhaus’un “Bela Lugosi’s Dead” ve Frankie Goes To Hollywood’un “Relax” adlı şarkıları kolay değildi. Çünkü müzik olarak çok yoğun değiller, daha çok içinde bulunulan moda ve prodüksiyona bağlı orada yapılan iş. Albümdeki şarkıları, çoğunlukla daha gençken dinlediğim ve yeni düzenlemeler yapmam için beni esinlendiren şarkılar arasından seçiyorum.

Şarkıları yeniden düzenleyip yorumlarken herhangi bir endişe taşıyor musunuz? Örneğin, The Clash’ın “The Guns Of Brixton” adlı şarkısını yorumladınız, ki bu şarkıda belirli bir öfke vardır. Fakat sizin versiyonunuzda oldukça rahat bir hava yansıtıyor.

Fakat temel fikir bu; yani sakin bir şekilde çok sert şeyler söylenebileceğini göstermek. Bu da şarkı sözlerine yeni bir şey ekliyor, özellikle erkekler yerine kadınlar tarafından seslendirildikleri zaman.

Vokalistlerinizi nasıl seçiyorsunuz? Yalnızca şarkıları daha önce hiç duymamış kadın vokalistlerle çalıştığınız söyleniyor. Bu doğru mu?

Hayır, doğru değil. Bu birkaç kere oldu ama amacımız bu değil.

İkinci albümünüz “Bande A Part” bir Godard filminin adı. (İngilizce’de “Band Of Outsiders” anlamına gelen ve Türkiye’de “Çete” adıyla gösterilen 1964 yapımı film). Bu filmin üzerinizde özel bir etkisi oldu mu?

Özelikle etkilendiğimden değil ama o ifadeyi seviyorum. Çok şey anlatıyor, ayrıca bizim projemiz bakımından da oldukça anlamlı.

Nouvelle Vague için bundan sonra sırada ne var?

2007’de dünyanın birçok yerinde konserler vereceğiz ve eylül ayında bir konser dvd’si çıkacak. Ayrıca gruptaki herkes kendi albümünü yayınlayacak.

İstanbul’da daha önce de konser verdiniz? İzleyiciden aldığınız tepki nasıldı?

Pek iyi değildi. Sanırım projeyi gerçekten bilmeyen ama moda olduğu için gelen birçok insan vardı. Fakat bu defa çok iyi olacağından eminim.

Written by zülalk

09 Aralık 2006 at 22:02

>Hediyeler En İyilerden Seçilir

leave a comment »

>© Zülal Kalkandelen
Cumhuriyet Hafta Sonu/2 Aralık 2006

Yeni yıl yaklaşırken siz de etrafınızdakilere ufak da olsa ne hediye alacağınızı düşünenlerdenseniz, bir önerim var. Ben her türlü kutlama vesilesiyle armağan olarak kitap ya da cd almaktan ve vermekten çok mutlu oluyorum. Nedeni basit; bir kitap ya da müzik cd’si armağan ettiğiniz kişinin dünyasına kültürel anlamda katkıda bulunmuş oluyorsunuz. Bir kazak, çorap ya da çanta gibi değildir onlar. Zaman geçse de atılmaz saklanırlar; bir kere okunup dinlendikten sonra artık o insanın zihninde yaşarlar. Bu düşünceyle, son dönemde çıkan bazı “best of” albümleri sıralamak istedim. Çünkü bu albümler, “Acaba nasıldır?” kaygısına kapılmadan alabileceğiniz, sanatçıların en iyi şarkılarını bir araya toplayan çalışmalar.

Depeche Mode- The Best Of Depeche Mode Volume 1: New wave akımının önde gelen temsilcilerinden Depeche Mode, tartışmasız günümüzün en başarılı gruplarından biri. 26 yıl önce kurulmuş olmalarına karşın, MTV’nin bu yılki en iyi grup ödülüne layık görülmeleri de bunun bir kanıtı. Yeni yayımladıkları bu en iyiler albümü, grubun kariyerlerindeki en sevilen şarkıları bir araya getiriyor. “Martyr” adlı tek bir yeni şarkının bulunduğu albümü baştan sona dinleyince, grubun geçen yaz Kuruçeşme Arena konserindeki enerjiyi bir kez daha hissediyorsunuz içinizde.

Moby- Go-The Very Best Of Moby: Onu tanıyanlara söylemeye gerek yok ama, şimdiye kadar bu sıra dışı müzisyenin müziğiyle tanışmamış olanlar için bu albüm kaçırılmaz. Moby, elektro’dan rock’a, hip-hop’tan blues’a kadar birçok farklı müzik türünü elektronik altyapılar eşliğinde eşsiz biçimde yeniden biçimlendirmekle ünlü. 2006 tarihli bu albüm, sanatçının “Porcelain”, “Natural Blues”, “In My Heart”, “Feeling So Real” gibi en sevilen şarkılarını içeriyor. Albümün sürprizi ise, 80’lerin alternatif pop gruplarından Blondie’nin solisti Debbie Harry’nin vokalde yer aldığı “New York, New York” adlı yeni şarkı. Tam bir arşiv albümü.

Jamiroquai-High Times Singles 1992-2006: 1990’larda acid jazz akımıyla funk ve disco’yu birleştirerek dünya çapında ün kazanan İngiliz grup Jamiroquai’ın son albümü. İngiltere albümler listesinin bir numarasında yer alan bu çalışma, grubun 1992-2006 arasında yayımladığı en iyi single’ları bir araya getiriyor. Albümde, grubun aralarında “Deeper Underground”, “Virtual Insanity”, “Cosmic Girl” gibi sevilen 16 şarkısının yanı sıra, “Runaway” ve “Radio” adlı iki yeni single’ı da bulunuyor.

George Michael- Twenty Five: George Michael’a da bu yakışırdı! Bugüne kadar birbirinden güzel şarkılara imza atan sanatçı, müzikteki 25. yılını çift cd’den oluşan bir albümle kutluyor. “For Living” adlı ilk cd, hızlı ritimli şarkıları toplarken; “For Loving” adlı ikinci cd, tüm zamanların en romantik aşk şarkılarından birisi olan “Careless Whisper”, “Last Christmas”, Elton John ile düet yaptığı “Don’t Let The Sun Go Down On Me” ve Paul McCartney ile birlikte yorumladığı “Heal The Pain” gibi duygusal şarkıları bir araya getiriyor. Ayrıca çift cd’lik bu muhteşem albümün tek cd fiyatına satıldığını da söylemeliyim.

Sarah Brightman- Diva: The Singles Collection: Tüm zamanların albümleri en çok satan sopranosu olan Sarah Brigthman’ın şimdiye kadar yayımladığı single’lar bu albümde toplandı. Sanatçının 30 yılı aşkın kariyerinin görkemini sergileyen enfes bir albüm. Steve Harley ile düet yaptığı “Phantom Of The Opera” ve Andrea Bocelli ile birlikte seslendirdiği “Time To Say Goodbye” gibi ünlü hit’lerin de yer aldığı albüm, klasik müzik ve opera severlerin çok ilgisini çekecek bir çalışma.

Aerosmith- The Very Best Of Aerosmith: Amerika’nın adı efsaneleşmiş rock gruplarından biri Aerosmith. Otuz yıldır müzik sahnesinden inmediler, 100 milyonu aşkın albüm satışları var. Grubun klasikleşmiş şarkılarının toplandığı bu albüm, Aerosmith hayranlarının dışında rock müzik severler için de iyi bir fırsat sunuyor. Albümde, “Sedona Sunrise” ve “Devil’s Got A New Disguise” isimli iki yeni şarkının yanı sıra, grubun 1998 tarihli Armageddon filmi için seslendirdiği “I Don’t Want To Miss A Thing” adlı şarkının değişik bir remiks’i de yer alıyor.

FAITHLESS HAYRANLARINA ÖNEMLİ DUYURU

Dans müziğinin dünyaca ünlü grubu Faithless’ın bu ay piyasaya çıkacak olan yeni albümü “To All New Arrivals”ı herkesten önce dinleyebilirsiniz! “Bombs” adlı muhteşem single’ı ile dönüşünü müjdeleyen Faithless’ın beklenen albümü, bütün dünyada piyasaya sürülmeden önce internet kullanıcılarının takip ettiği gençlik platformu Yonja.com üzerinden dinleyicilere ulaşacak. Albümde yer alan bütün şarkılar, 5 Aralık tarihine kadar www.yonja.com/faithless adresinde dinlenebilecek. SONY BMG tarafından gerçekleştirilen ve Türkiye’de bir ilk olan bu uygulama, bana göre müzik dünyası açısından önemli bir gelişme. Çünkü, bir albümü almadan önce dinleyebilmek bir lüks değil, bir haktır.

Written by zülalk

03 Aralık 2006 at 18:41