Zülal Kalkandelen / Müzik Yazıları

>Piano Magic Babylon’da

leave a comment »

>

© Zülal Kalkandelen
Cumhuriyet Hafta Sonu/15 Aralık 2007

Bir müzikseverin hayranı olduğu sanatçıların canlı performanslarını dinlemek için bazı sıkıntılara katlanması şaşırtıcı değildir. Kimi zaman bilet almak için saatlerce sırada beklersiniz, bazen konser sırasında yağmur altında sırıl sıklam ıslanırsınız, ama sonuçta aldığınız zevk hep daha baskın çıkar. Fakat ne yazık ki, ülkemizdeki konserlerle ilgili olarak çok daha ciddi bir sıkıntımız var: Konser salonlarındaki yoğun sigara dumanı. Bir süre önce yine bir başka bir yazıda bu sorunu gündeme getirmiş ve okuyuculardan gelen mesajlardan birçok kişinin yalnızca bu nedenle konserlere gitmekten vazgeçtiğini üzülerek öğrenmiştim. Müzik benim için çok büyük bir öneme sahip olduğundan, konserlerden vazgeçmek gibi bir seçeneğim yok, ama doğrusu ben de çareyi bazılarını elemekte buldum. Yine de bazen öyle konserler oluyor ki, sigara dumanı yüzünden gözlerimden yaşlar akıp başım ağrısa da, saatlerce zehirli havayı solumak zorunda kalsam da, herşeyi göze alıp giriyorum o kapalı salonlara…

İşte gelecek hafta yine böyle bir konser var. Piano Magic, 19 Aralık’ta Babylon’da olacak! Ünlem işareti kullanımına neden olan bu heyecanın nedeni ne? Esin kaynakları su, rüzgar, yağmur, sessizlik, kar, doğa, edebiyat, cerrahi olan bir gruba karşı nasıl heyecan duyulmaz? Geçen yaz Radar Live festivali kapsamında ilk kez ülkemize gelen grup, festivalin en iyi performanslarından birini sunarak dikkat çekmişti. Aylar öncesinden sabırsızlıkla konser gününü beklemiş ama o gün Kadıköy’den Kilyos’taki festival alanına kalkan servislerde yaşanan bir aksama nedeniyle konserin ancak sonuna yetişebilmiştim. Üstelik festival alanına vardığımızda en sevdiğim şarkılarının son notalarını duyunca epeyce üzülmüştüm. Rüzgar ve sudan esinlenilerek yazılan bu şarkı, “Giant Mirror To Ligth Up Village” idi. Önce bir rüzgar uğultusunun sesiyle başlayan müzik, giderek ortalığı kasıp kavuran bir kasırgaya dönüşüyor ve ardından yavaş yavaş akan dingin bir su sesiyle etkileyici bir şekilde son buluyor. Hiçbir vokalin kullanılmadığı bu şarkıyı çalarlar mı, çalarlarsa nasıl olur diye merak edip durmuş ve yanıtını alamamıştım.

BIKTIRMAYAN BİR ROMANTİZM VE HOŞ BİR NOSTALJİ

1996 yılında kurulan Piano Magic, bugüne kadar sekiz albüm yayınladı. İspanyol yönetmen Bigas Luna’nın “Son De Mar” adlı filminin müziklerini de yapan grup, ilk başlarda İngiltere müzik sahnesinde öne çıkmadıysa da, özellikle Avrupa’da Benicassim ve BAM gibi festivallerdeki canlı performanslarıyla tanındı. Her albümde farklı müzisyenlerle çalışan grubun kurucusu, beyni ve sürekli elemanı Glen Johnson. Gitar ve vokalde yer alan Johnson’ın en büyük yeteneği ise, çağrışımlarla ve ironilerle dolu şarkı sözlerinde ortaya koyduğu Morrissey’i andıran şiirsellik.

“Writers Without Homes” adlı albümde, “Müzik seni hiçbir şeyden değil ama sessizlikten koruyacak/ Kalp kırıklıklarından, şiddetten değil ama sessizlikten koruyacak” diyor Glen Johnson. Kadife eldivenler içinde sunulan biyografilerdeki silinen gerçek yaşam sahnelerinden söz ediyor; bir itirafta bulunuyor ve rahat uyuyabilmek için kimsenin ikinci kez dönüp bakmayacağı çirkin bir eş istiyor…

Daha önce yaptığım bir röportajda Glen Johnson, “İnsanları dans ettirip bir anda tüketilip gidecek bir müzik yapmak amacında değiliz. Biz ortadan kaybolduktan sonra da var olup insanları etkilemeye devam edecek bir şey yaratmaya çalışıyoruz,” demişti. Nitekim, şarkı sözleri incelendiğinde oldukça melankolik ve nostaljik bir hava hemen seziliyor, fakat bu öylesine ölçülü ve öylesine şiirsel bir anlatımla sunulan bir romantizm ki, asla bıktırmıyor.

Glen Johnson’ın dışında Piano Magic’in bugünkü kadrosu Franck Alba, Jerome Tcherneyan, Alasdair Steer and Cedric Pin’den oluşuyor. Grubun en ilginç yanlarından birisi, albümlerinin nasıl olacağının, hangi türe ağırlık vereceğinin önceden tahmin edilememesi. Post-rock mı, indietronica mı, ambient pop mu? Yoksa grubun kendi tanımlamasında olduğu gibi, melodramatik pop şarkıları mı? Müziğe karşı bu deneysel yaklaşımları, onların sınırlarını zorlayıp yeni sesler aramasına neden oluyor. Sürekli değişik müzisyenlerle işbirliği yapmalarının nedeni de bu. 60’ların hippi şarkıcısı Vashti Bunyan, Low’dan Alan Sparhawk, Cornershop’dan Ben Ayres, The Czars’dan John Grant ve Klima olarak tanınan Angele David-Guillou, birlikte çalıştıkları ünlü müzisyenler arasında.

Albümleri sound bakımından birbirinden farklılık gösteren grupların konserleri de, her zaman daha fazla merak uyandırıyor. Acaba ne çalacaklar? Bana sorarsanız, ne çalarlarsa çalsınlar, Piano Magic’in müziğinde adeta büyülü bir şey var; içine çekip alıyor sizi. Nasıl mı? Onu yazarak anlatamam, ancak yaşayarak öğrenebilirsiniz.

Reklamlar

Written by zülalk

16 Aralık 2007 17:19

Piano Magic kategorisinde yayınlandı

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: