Zülal Kalkandelen / Müzik Yazıları

Vitrindeki Albümler 61:

leave a comment »

© Zülal Kalkandelen
Cumhuriyet/ 20 Mart 2011

DEAF CENTER- Owl Splinters (Type Records)

Albüm eleştirilerinde genellikle en son söyleneni “Owl Splinters” için ilk başta söyleyeceğim: Bugüne kadar dinlediğim en iyi albümlerden birisi. Çok iddialı bir söz biliyorum; ama beni daha ilk dakikasında olduğum yere adeta çivileyip esir aldı bu albüm.

Norveç’in müstesna ikilisi Deaf Center, Erik Skodvin (çello) ve Otto Totland’dan (piyano) oluşuyor. 2005’te çıkardıkları “Pale Ravine” adlı ilk albümleriyle, modern klasik ve dark ambient türünün unutulmazları arasında girdiler. Ancak geçen altı yılda, her ikisi de solo çalışmalara yönelince yeni bir Deaf Center albümü çıkmadı.

Ama sonunda bu yıl Berlin’de bir araya gelip bu yeni albümü kaydettiler. Bir hafta Nils Frahm‘ın stüdyosunda buluşup, albümün nasıl olacağı konusunda önceden kararlaştırılmış hiçbir düşünce olmadan kayda başlamışlar. Piyano, çello ve synth’lerle deneysel birkaç saatin ardından kendiliğinden organik bir şekilde gelişmiş albümün soundu.

Öncelikle albüm hakkında belirtilmesi gereken nokta, prodüksiyon kalitesi belli bir çizginin epey üzerine çıkmış. “Pale Ravine”e göre, bu defa daha analog bir stüdyo kaydı var elimizde. “Field recording” denilen arazi kayıtları daha az. Bunun nedeni, akustik bir altyapıyla canlı doğaçlamanın ve stüdyo temelli bir kaydın tercih edilmiş olması.

Karanlık bir atmosfer yaratan albümün, sinemasal ve hipnotize edici bir soundu var. Tamamen enstrümantal ama çello ve piyano öylesine güçlü ki, hiçbir söze gerek yok; sizin öykünüz neyse ona soundtrack oluyor. Gizemli birtakım olayların yaşanacağı belirsiz bir yere sürükleniyor gibi hissettiriyor.

“Bunun nesi güzel?” derseniz, David Lynch ya da Stanley Kubrick filmlerini izlemenin nesi güzelse, bunda da o güzel derim. İşin ilginci, kimi anlarda ürpertici bir atmosfer yaratsa da, insanı rahatsız etmiyor; aksine büyük bir merak uyandırıyor.

Ayrıca genel olarak albüme hakim olan karanlık yapı, ana karakterin piyano olduğu “Time Spent” ve “Fiction Dawn” adlı parçalarla son derece rahatlatıcı bir havaya bürünüyor. Süresi iki dakikanın biraz üzerinde tutulan bu kısa parçalar, adeta “her karanlığın sonunda aydınlık vardır” mesajı veriyor. Bu mesaj olmasa, toplam 43 dakika 17 saniye süren albüm, daha dibe doğru vuran çok yoğun bir etki yapardı kuşkusuz. O nedenle bu nefes almaların şarkı sıralamasında yeri çok önemli.

Benim albümdeki sekiz parça arasında favorim “The Day I Would Never Have“. 10 dakika 42 saniye süren parça, cama vuran yağmur damlacıklarının yarattığı tıkırtılara benzer seslerle başlıyor ve piyano ile çellonun sürüklediği diyalogla giderek gerginleşiyor.

Dikkat çekmek istediğim bir diğer parça “Animal Sacrifice“. Bu parçaya ilham olan ve adını veren bu dehşet verici olay, sözsüz olarak herhalde ancak bu kadar güzel ve etkili yorumlanabilir…

Deaf Center, ambient türünde canlı doğaçlama kaydın en çarpıcı örneğini verdi. Her zevke hitap etmeyeceği kesin ama deneysel, minimalist dark ambient’tan hoşlananlara mutlaka öneririm. Olanaklıysa yaptığınız her işi bir yana bırakıp, bir yere oturun ve albümü baştan sona yüksek sesle dinleyin. Farklı bir deneyim olacağı kesin.

Albümü buradan dinleyebilirsiniz:

Reklamlar

Written by zülalk

20 Mart 2011 17:01

Uncategorized kategorisinde yayınlandı

Bir Yanıt Bırakın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: