Zülal Kalkandelen / Müzik Yazıları

Vitrindeki Albümler 69:

leave a comment »

© Zülal Kalkandelen
Cumhuriyet / 29 Mayıs 2011

MOBY-Destroyed (Little Idiot)

Moby’nin 10. stüdyo albümü, kendi çektiği fotoğraflardan oluşan bir kitapla birlikte ortak bir konsept oluşturacak şekilde yayımlandı. Uzun yıllardır çalışmalarını yakından izlediğim bir müzisyen kendisi. Punk rock’la başlayıp ambient’a uzanan, rave partilerinde DJ’lik yaptığı günlerin ardından uluslararası ün kazandığı döneme varan sıradışı bir kariyeri var Moby’nin. Kimsenin bilmediği, röportaj yapmak için plak şirketinin gazeteci bulamadığı bir müzisyenken dünyaca tanınan, gazetecilerin röportaj için sırada beklediği bir yıldız haline geldi.

Bana göre bugüne kadar yaptığı en iyi albüm, punk rock ve ambient şarkıların alışılmadık birlikteliğinden oluşan 1996 tarihli “Animal Rights” olsa da, bu albüm ona başarı getirmedi. Kariyerinde büyük çıkışı, Amerikalı folklor araştırmacısı, müzikolog Alan Lomax’ın bir araya getirdiği eski kayıtları farklı türlerle bir arada sample olarak kullandığı 1999 tarihli “Play” ile yakaladı.

O dönemde Mute Records’ın kurucusu Daniel Miller’ın kendisine yardım olsun diye albüm anlaşması yaptığını, “Play”in ilgi göreceğini hiç düşünmediklerini söylüyor Moby. Nitekim ilk yayınlandığında pek dikkat de çekmedi. Ne zaman ki akıllıca bir pazarlama stratejisiyle albümdeki her parça uluslararası bir firmanın reklamında kullanılmak üzere lisanslandı, bütün dünya “Play”i duydu. Ondan sonrası önlenemez bir yükseliş oldu. Play, 10 milyondan fazla satarak Platin statüsüne ulaştı.

Ne var ki, müziğinin reklamlarda kullanılmasına izin verdiği için çok eleştirildi. Daha önce yaptığım röportajlarda Moby’e bu konuyu sordum. “Geçmişte müziğinizin reklamlarda kullanılmasına izin verdiğiniz için epey eleştirildiniz. Belki müziği duyurmak için etkili bir yol, ama sistemi kullandığınız sürece o da sizi kullanıyor…” dediğimde şu yanıtı verdi: “Doğrusunu söylemek gerekirse, içimde yaşattığım o eski punk rockçı, büyük ticari kuruluşlara para vermektense her zaman onlardan para almanın daha akıllıca olduğunu düşündü…

Play’in başarısından sonra New York’un yeraltı kulüplerinde DJ’likten bir anda “celebrity” konumuna gelmişti Moby. Röportajlarında hep bu dönemin hedonistik tarafından söz ediyor. Sürekli dünyayı turladığı, içki ve uyuşturucuya boğulduğu o yıllarda sırasıyla “18”, “Hotel”, “Last Night”, “Wait For Me” adlı albümleri yayımladı.

“Play”in ardından gelen “18”, piyano ve yaylıların öne çıktığı ambient sounduyla en iyi satan albümlerinden birisiydi. Fazlasıyla pop’a kaçan, ticari gayenin baskın olduğu “Hotel” bu zincirin en zayıf halkası oldu.

70’lerin disko soundundan etkilenen “Last Night”, Moby’nin yeniden dans pistlerine dönüşü olarak kutlandı.

Arkasından gelen “Wait For Me”de dingin vokal kullanımıyla daha olgunlaşmış bir soundla karşılaştık. Aynı zamanda bu albüm, Moby’nin uzun zaman sonra Mute Records’dan değil, kendi plak şirketi Litte Idiot’tan albüm yayınladığı ilk çalışması oldu. Yine de bütün bu albümlerin hiçbirisi olağanüstü büyük bir başarı gösteren “Play”in gölgesinden kurtulamadı. (Burada belirtmek isterim ki, kanımca Play, 1990’lı yılların en iyi albümlerinden biriydi. Ancak şu da var ki, albümün 2000’de bir box set içinde çıkan “Play B-Sides” kayıtları beni ondan daha çok etkiledi.)

Aradan 2 yıl geçmeden bu kez yine Little Idiot etiketiyle “Destroyed” çıktı. Moby’nin albümü tanımlamak için kullandığı slogan benzeri bir ifade var: “Gece 2’den sonra boşalan şehirler için müzik” diyor. Çünkü albümdeki şarkıları turnede olduğu sırada otel odalarında yazmış. Gece yarısından sonra derin bir sessizliğe gömülen, tanımadığı bir şehirde uykusuzluğa yakalanmış bir müzisyen ne yapar? Farklı tercihler olabilir belki ama Moby oturmuş odasında şarkı bestelemiş. Little Idiot’tan çıkan bu ikinci çalışma da, “Wait For Me” çizgisinde, Moby’nin ticari kaygılardan uzaklaşıp tamamen kendi iç dünyasına döndüğü, duygusal bir deneyimi yansıtıyor.

Bir kenttten diğerine yapılan yolculuklar sırasında havaalanları ve otel odalarında geçen bu zaman diliminin getirdiği yalnızlık duygusu hakim albüme. Nitekim kapak fotoğrafı da New York La Guardia Havaalanı’nda çekilmiş. Elektronik panoda sadece “Destroyed” yazısının göründüğü beyaz koridor tam bir soyutlanma görüntüsü sunuyor. Fotoğraf kitabının da aynı şarkılardaki gibi insanlara değil mekanlara odaklanmış olması müzikle aynı ruhu yansıtıyor. Tek istisnası, konserler sırasında Moby’nin çektiği dinleyici kitlesinin fotoğrafları. Hepsi aynı yöne doğru bakan, kendinden geçmişcesine dans eden insan topluluğu, herhalde turların en güzel yanı olsa gerek.

Albümün soundu açısından şunu belirtmek gerekir. Moby, ustası olduğu bağımlılık yaratan hüzünlü ambient soundu yeniden yakalamış. Deneysel atmosferik müzikten hoşlananlar hayal kırıklığına uğramayacak. 70 ve 80’lerin elektronik müziği, ambient ve klasik müzik etkisindeki enstrümantal parçalar albümde çoğunlukta. Albümün bir önceki “Wait For Me”den farkı, oradaki akustik yapının burada daha çok elektronik lehine değişmesi. Drum machine, vocoder loop ağırlıklı olarak kullanılmış. Moby’nin diğer ambient çalışmalarında olduğu gibi yine yaylılar baskın. (Bu arada Moby, dünyanın en büyük drum machine koleksiyonuna sahip olduğu iddiasında.)

Büyük bir kısmı enstrümantal parçalardan oluşan “Destroyed”da Moby, sadece new wave esintili “Blue Moon”, Bowie-Eno etkisini yansıtan “The Day” ve enerjik sounduyla diğerlerinden ayrılan “After” adlı şarkıların vokallerinde yer alıyor. Diğer şarkılarda Emily Zuzik, Inyang Bassey, Joy Malcolm ve Anna Maria Friman vokalleri üstlenmiş.

15 parçanın yer aldığı albümde beş parça 5 dakikadan daha uzun. Elektro gitar, piyano ve synth ağırlıklı melodinin sürüklediği “Lacrimae”, 8.05’lik süresiyle en uzunu. Çok açık ki, radyolarda çalınsın ya da herkese hitap etsin, çok satsın diye artistik tercihlerinden ödün vermemiş Moby.

“Rockets”, ilk dinleyişte beni en çok çeken parçalardan birisi. Afrikalı Amerikalı Inyang Bassey’in sesinin parçaya kattığı duygu ve melodinin kırılgan melankolizmiydi herhalde bu etkilenmenin nedeni.

Bir de “Stella Maris”ten söz etmek isterim. Moby, bu parçada 12. yüzyıl kilise müziğini yorumlayan Norveç’in Grammy adayı üçlüsü “Trio Mediaeval” grubunun albümünden etkilenmiş. Yaylılar için yeni bir düzenleme yapmış ve albümde vokalde yer alan Norveçli Anna Maria Friman’la şarkıyı yeniden kaydetmiş. Ortaya çıkan yeni kayıt, Ortaçağ döneminin insanı nefessiz bırakacak güzellikteki örneklerini andırıyor. Hiç eskimeyecek, hep masum kalacak bir saflığı anlatıyor sanki…

Görüldüğü gibi “Destroyed”da birbirinden farklı sesleri ve yapıları barındıran şarkılar var. Kimisi bu durumu albümün bir bütünlükten yoksun olduğu şeklinde yorumlayabilir. Hatta ilk dinleyişte albüme ısınamayanlar olabilir.

Bense albümü dinledikten sonra kendimi şu soruyu sorar buldum: Destroyed”, Moby’nin turdaki uykusuzluk ve yalnızlaşma deneyimlerinin ürünüyse, dürüst davranıp, güzel müzik dinlemekten başka hiçbir şeyi umursamayan bir müzik sevdalısı olmanın yarattığı acımasız zevki hissettiğimi itiraf etmeli miyim? Bencilce gelebilir ama yanıtım “Evet”. “Destroyed”, uykusuzluk ve yalnızlaşmaya karşı şükran duymama neden olan albümlerden birisi…

Reklamlar

Written by zülalk

29 Mayıs 2011 12:47

Brian Eno, David Bowie, Moby kategorisinde yayınlandı

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: