Zülal Kalkandelen / Müzik Yazıları

Archive for the ‘Charlie Haden’ Category

>Vitrindeki Albümler 31:

leave a comment »

>© Zülal Kalkandelen
Cumhuriyet/ 15 Ağustos 2010

KEITH JARRETT & CHARLIE HADEN-Jasmine (ECM Records)

Jasmine”i uçakta bulutların üzerindeyken de dinledim, İstanbul trafiğinde sıkışıp kaldığım anlarda da… Kesin olarak şunu söyleyebilirim ki, uzun zamandır dinlediğim en huzur verici albüm.

Amerikalı pianist/besteci Keith Jarrett, cazın en saygın basçılarından Charlie Haden’la 33 yıl aradan sonra bu albümde tekrar bir araya geldi.

Jarrett, 1967 tarihli ilk albümü “Life Between the Exit Signs”ı caz davulcusu Paul Motian ve Haden’la kaydetmiş; 70’li yıllarda American Quartet’le yaptığı albümlerde yine ünlü basçıyla birlikte çalışmıştı.

Bu aynı zamanda Jarrett’ın uzun bir aradan sonra, solo ve Quartet kayıtları dışında ilk ikili çalışması…

İki yetenekli müzisyeni, tekrar buluşturan “Jasmine”de yeni besteler yok; bunun yerine 20. yy klasik Amerikan şarkılarından seçkin bir liste oluşturulmuş.

Bunlardan en dikkat çekenler, Dinah Washington ve Nat King Cole ile hafızalara kazınan “For All We Know”, Benny Goodman Orkestrası’yla özdeşleşen “Goodbye”, Peggy Lee’den “Where Can I Go Without You”, Joe Sample’dan “One Day I’ll Fly Away”…

Parçaları, melodilerin ruhunu bozmadan, uzun sololara yer vermeden çalmış Jarrett-Haden ikilisi. Keith Jarrett’ın New Jersey’deki ev stüdyosunda dört günde yaptıkları kayıt sonucunda, yalın ama çok içten bir sound elde etmişler. Aralarındaki iletişimin derinliği çok çarpıcı.

Haden gibi çaldığı her notaya ayrı bir anlam yükleyen bir basçı ile Jarrett gibi usta bir piyanistin elinden çıkan bu melodilere kendinizi bırakırsanız, müthiş bir melankoli ve keyif atmosferinin içine sürükleniyorsunuz.

Keith Jarrett albüm için yazdığı notlarda “Karınızı ya da kocanızı veya sevgilinizi yanınıza alıp bu albümü birlikte dinleyin. Müzesyenlerin mesajlarını olduğu gibi koruyup yansıtmaya çalıştığı aşk şarkıları var bu albümde. Umarım siz de onu bizim duyduğumuz şekilde duyarsınız” diyor.

Bize de onun dediğini yapmak kalıyor…

“Jasmine”in öyküsünü ustaların ağzından dinlemek için aşağıdaki videoyu izlemenizi öneririm.

Written by zülalk

15 Ağustos 2010 at 19:38

Charlie Haden, Keith Jarrett, Paul Motian kategorisinde yayınlandı

>Notalara Kişilik Veren Piyanist

leave a comment »

>© Zülal Kalkandelen
Cumhuriyet / 8 Kasım 2009

Türkiye’nin önde gelen kültür platformlarından İş Sanat, 10. yıldönümünü görkemli bir programla kutluyor. 8 Kasım’da başlayan 2009-2010 sezonu, birçok önemli müzisyeni canlı dinleme olanağı sunuyor.

Kuşkusuz bunların en başında da, “Bad Henry” lakaplı caz piyanisti ve besteci Hank Jones var. 9 Kasım akşamı İş Sanat Kültür Merkezi’nin konuğu Hank Jones Trio!

Bu yıl 91 yaşına basan ünlü piyanist, yaklaşık 78 yıldır sahnede; hâlâ NYU ve Harvard gibi üniversitelerde caz dersleri veriyor. Geleneksel caz metotlarını “Bebop” ile buluşturan özgün çalış tarzı ve sofistike bir lirizm içeren besteleriyle, caz müziğinin yol göstericilerinden birisi Hank Jones…

Birçok müzisyenin cazdaki yeni akımları denemekten çekindiği bir dönemde, o, bunları kendi tarzını yaratmak için bir fırsat olarak gördü. Hiç yılmadan yıllarca çalıştı; emprovizasyon yeteneğini geliştirirken geleneksel cazın içinde kalmayı başardı.

Mississipi’de müziğin çok önemsendiği 10 çocuklu bir evde yetişmiş Hank Jones. Kilisede ilahiler okuyan babası, cazın kilisede icra edilmesine karşı olsa da, çocuklarına küçük yaşlarda piyano dersleri aldırmış. Sonuçta o evden Hank Jones’la birlikte iki büyük müzisyen daha çıkmış: John Coltrane ile yaptığı çalışmalarla tarihe geçen caz davulcusu Elvin Jones ve usta trompetçi Thad Jones.

13 yaşından itibaren yerel gruplarla birlikte sahneye çıkan Hank Jones, o günden bu yana, gelmiş geçmiş en büyük caz efsaneleriyle çaldı. Hemen akla gelenler, Louis Armstrong, Charlie Parker, Ella Fitzgerald, Miles Davis, Charlie Haden ve Coleman Hawkins

Jones, hepsinden bir şeyler öğrenmiş, ama en çok “Bird” (Charlie Parker) ile çalmaktan heyecan duyduğunu da saklamıyor. Şarkıcılar içindeyse, “Ella en iyisiydi,” diyerek onu diğerlerinden ayırıyor.

Hank Jones’u diğerlerinden ayıransa, müziğe adadığı onca yılın ardından yitirmediği öğrenme isteği… Öğrenmenin sonu olmadığını, en iyi performansını henüz ortaya koymadığını söylüyor.

Duyduğum en iyi performans, Art Tatum’a aitti,” diyor ve en iyi olabilmek için insanın büyük bir ciddiyetle çalışması gerektiğini vurguluyor. Kendisi bugüne kadar yaptığı çalışmalardan mutlak bir tatmin duymasa da, başkalarını memnun etmek onu mutlu ediyor. Her gün yeniden aynı istekle piyanosunun başına geçmesini buna bağlıyor.

Yaşam Boyu Başarı dalında Grammy ile ödüllendirilen bir müzisyenin sözleri bunlar… Sanatı “dokunaklı, şiirsel ve kusursuz” sıfatları ile tanımlanan bir müzisyen böylesine alçakgönüllü olabiliyor…

Başkası olsa, “Marilyn Monroe J. F. Kennedy için ‘Happy Birthday Mr. President’ı söylerken ona eşlik ettim”, “Kariyerimde almadığım ödül kalmadı” ya da “The Ed Sullivan Show’da Frank Sinatra’ya eşlik ettim” diyerek kasılabilirdi. Oysa o, kendisini “Ben yaşadığım müzikal deneyimlerin bir sonucuyum sadece” diyerek tanımlıyor.

Caz tarihine altın harflerle yazılan sayısız albüm kaydeden bu kibar müzisyenin hayatında çarpıcı bir yan daha var: Hiçbir zaman bir “star” statüsünde ticari başarı kazanmadı Hank Jones… Alçakgönüllü ve dikkat çekmekten hoşlanmayan kişiliği nedendi belki de…

Ama yeteneği ve azmi sayesinde sanatında öyle bir noktaya geldi ki, yaptığı müziğin duyarlı kulakların dikkatini çekmemesi olanaklı değildi. “Bir piyanisti dinlediğinizde, her bir notanın kişiliği ve ruhu olmalı” diyor Hank Jones. Onun piyanosundan çıkan notalardaki ruh ve kişiliklerle yüz yüze tanışmak için belki de son şansımız bu konser…