Zülal Kalkandelen / Müzik Yazıları

Archive for the ‘Chris Martin’ Category

>Vitrindeki Abümler 7:

leave a comment »

>© Zülal Kalkandelen
Cumhuriyet/ 21 Şubat 2010

EFTERKLANG- Magic Chairs (4AD)

Gitar/bas/bateri formülünün dışına çıkarak farklı bir enstrümantasyona yönelen indie grupları seviyor musunuz?

Sürekli aynı isimleri pompalayan ana akım medyanın hiç lafını bile etmediği, ama gerçekte günümüzün en güzel albümlerini yapan grupları merak ediyor musunuz?

“Evet” diyorsanız, bir önerim var: Efterklang’ın yeni albümü “Magic Chairs”. 10 yıl önce kurulan Danimarkalı bir deneysel pop grubu Efterklang.

Bugüne kadar yaptıkları çalışmalarda deneysel bir sound hakimdi; dinlerken müthiş zevk veren ama sonrasında fazla akılda kalmayan parçalar vardı o albümlerde. Çünkü şarkı yapısı tekrarlardan arındırılmıştı.

Ancak grup, bu defa daha melodik bir orkestral pop’a yönelmiş. Klasik müzik orkestrasyonu ile dikkat çekici melodiler arasında dengeli bir birliktelik yaratılmış.

Grubun böyle bir tercih yapmasında, geçen sene Danimarka Ulusal Oda Orkestrası ile gerçekleştirdikleri kaydın etkili olduğu anlaşılıyor. İkinci albümleri “Parades”i orkestra ile yorumladıkları bu kayıt, daha sonra “Performing Parades” adıyla 55 dakikalık bir canlı konser kaydı (CD ve DVD) formatında yayımlanmış ve çok beğenilmişti. (Bu DVD’den kayıtları izlemek isterseniz buraya tıklayın. )

“Magic Chairs”, dokunaklı yaylılar, piyano, trombon, flüt, ıslık ve el çırpmalarla bezeli, keyifli bir ses cümbüşü. Düzenlemelerdeki zenginlik, bazı şarkılarda koro desteği ile ayrıca güçlendirilmiş.

Albümün tümünü grubun kendi sitesinden http://www.efterklang.net/ ya da Myspace üzerinden dinleyebilirsiniz.

Vokalist Casper Clausen’i dinlerken, kimi zaman ne kadar Chris Martin’i (Coldplay) andırdığına şaşırabilirsiniz.

İlk single “Modern Drift”, bu yıl şu ana kadar yayımlanan en güzel parçalardan birisi. Bu şarkıya çekilen videoyu aşağıda izleyebilirsiniz.
http://vimeo.com/moogaloop.swf?clip_id=8980205&server=vimeo.com&show_title=1&show_byline=1&show_portrait=0&color=&fullscreen=1

Modern Drift by Efterklang from Rumraket on Vimeo.

Written by zülalk

21 Şubat 2010 at 19:53

Casper Clausen, Chris Martin, Efterklang kategorisinde yayınlandı

>Hayırsever Bir Rock Grubu

leave a comment »

>© Zülal Kalkandelen
Cumhuriyet Hafta Sonu/ 27 Haziran 2009

Başlık doğru: Starsailor, rock müziğin en hayırsever grubu. Çünkü, Hard Rock Cafe’lerin de sahibi olan Hard Rock International tarafından verilen Hayırsever Rock Sanatçısı Ödülü’nün bu yılki sahibi onlar…

İngiliz grup, müzik terapisiyle yapılan tedaviler için para toplamak ve açlıkla mücadele için yapılan albüme katkıda bulunmak gibi birçok yardım işine gönüllü destek veriyor.

Bu hayırsever rock grubu, geçen hafta sonunda Efes Pilsen One Love Festival’ın konuğuydu. Dinleyici kitlesinin büyük bir kesimi, onlar çalarken konuşmayı tercih etse de, oldukça başarılı bir performans sergilediler.

Biz de bu vesileyle, grup üyelerinden James Walsh (vokalist/şarkı yazarı/gitarist) ile söyleşme fırsatı bulduk.

AMERİKAN FOLKUNUN ETKİSİ VE EMPERYALİZM

Yeni albümünüzün adı “All the Plans.” Burada bir ironi seziyorum.
Doğru… Hayatımız süresince yaptığımız planların çoğu işe yaramıyor ve başımıza gelen en güzel şeylerin önemli bir kısmı da beklemediğimiz bir anda aniden ortaya çıkıyor. Albümün adı buna vurgu yapıyor.

Bu albümü, önceki çalışmalarınıza göre müzik ve şarkı sözleri açısından nasıl değerlendiriyorsunuz?
Bir önceki albümümüz “On the Outside”a kıyasla şarkılar daha gitar ağırlıklı ama düzenlemeler daha yalın. Canlı çalmaya daha uygun bir bakıma… “Love Is Here” adlı albümü anımsatan oldukça duygusal ve güçlü şarkılar var. Bu albümü, temellerimize dönüş olarak nitelendirmek mümkün.

Albümün karakterini belirleyen en önemli faktör ne?
Güçlü bir Amerikan folk akustik etkisi var. James Taylor, Jackson Brown ve günümüzden Ryan Adams, Jenny Lewis, bu etkiyi yaratan isimlerdi. Amerika’nın Batı Yakası’ndan gelen bir etkilenme söz konusu. Albümü Amerika’da değil, İngiltere’de kaydettik ama o aşamada daha çok dinlediğimiz, saygı duyduğumuz sanatçılardan etkilendik. Fakat tabii şarkı sözlerinin kökeni yine de İngiltere ve İrlanda…

“Star and Stripes” adlı şarkınızın sözleri Amerikan emperyalizmini hedef almış gibi…
O şarkıyı uzun süre önce, Irak Savaşı sırasında yazdım. O sırada turnedeydik ve her yerde Amerikan bayraklarını görüyorduk. Ayrıca İngiltere’de aşırı sağcı Britanya Ulusal Partisi yükselişe geçmişti. Bazı insanlar kökenlerinden duydukları onuru, diğer ülkelerdeki insanları sömürmek ve herkesin üzerinde otorite kurmak için kullanıyor. Yanlış olan da bu… Oysa her insanın mutlaka kendine özgü bir yeteneği, daha iyi olduğu bir alan var. Bunları kullanarak onur duyacağımız işler yapmaya odaklansak, dünya çok daha iyi bir yer olurdu. Farklı kültürlerin var olduğu bir dünyada yaşıyoruz ve onları kucaklamamız gerek.

Şarkı yazma sürecinde ilk fikirler her zaman sizden mi geliyor, yoksa provalar sırasında örneğin basçınızın bir öneri ile geldiği ve onun üzerinde çalıştığınız da oluyor mu?
Bazı şarkılar bir gitar riff’i ile başlıyor ve şarkıyı bunun etrafında düzenliyoruz. Genelde şarkılar benim aklımda şekillenir, kendi kendime akustik gitarla çalışırken ortaya çıkanı daha sonra gruba aktarırım. Ama şarkıya göre farklılıklar olur her zaman.

“TOPLUMA KATKIDA BULUNMAK BİR ONUR…”

Başkalarının pek farkında olmadığı ilham kaynaklarınız var mı?
Çok kitap okurum. Favori yazarlarımdan birisi David Peace. Çağdaş bir yazardır, aynı zamanda seri cinayetlerle ilgili kült romanlar yazmıştır. Graham Greene’i çok beğenerek okurum. Ayrıca, yeşilliklere bakmayı, film izlemeyi çok seviyorum. Bunların dışında, kendi ailem bana duygusal olarak ilham veriyor. Genellikle kendi yaşantıma odaklanıyorum, ama zaman zaman başka insanların hayatları da ilgi alanıma giriyor; “Stars and Stripes”da olduğu gibi…

Yeni albümde The Rolling Stones’dan Ronnie Wood ile birlikte çalışma olanağı buldunuz. Nasıl gerçekleşti bu?
The Rolling Stones’a Almanya ve İngiltere turnesinde eşlik ettik ve özellikle Ronnie ile çok iyi anlaştık. Onunla kayıt yapmayı çok istiyorduk ama bizim kayıt yaptığımız sırada o meşguldü. Fakat bir gün oğlu Jesse Wood aradı ve Ronnie’nin bizimle çalmayı gerçekten istediğini söyleyerek belirli bir saat için randevu verdi. Sonuçta, “All the Plans We Made” adlı şarkıda gitarda Ronnie Wood çalıyor.

The Rolling Stones’un bir üyesi ile çalmak nasıl bir deneyimdi?
Müthiş bir olaydı bizim için. Heyecanlandık tabii! O, gerçekten müzik tarihinin çok önemli bir parçası…

Hayalinizde dünyanın en iyi rock grubunu kursanız, kimlere yer verirdiniz?
Davulda Ringo Starr, piyanoda ve geri vokalde Elton John, bas gitar ve vokalde Paul McCartney, gitar ve vokalde Jeff Buckley!

Gerçekten fantastik… Sizinle ilgili ilginç bir haber de, Starsailor’ın bu yıl Hayırsever Rock Sanatçısı Ödülü’ne değer görülmesi oldu…
Bu büyük bir onur. İçinden çıktığınız topluma katkıda bulunmak çok güzel bir duygu. Bu toplum, bizim oldukça rahat hayatlar sürmemizi sağladı. En azından elde ettiğimiz gücü insanlara yardım etmek için kullanabiliriz. Bono ya da Chris Martin gibi değiliz, dünyayı değiştirebileceğimizi söylemiyoruz. Eğer birkaç albüm yapıp, hayır işlerine destek verirsek, yerel düzeyde belki bir parça düzelme sağlanabilir.

Müzisyenlerin politika ile ilgilenmesi konusunda görüşünüz ne?
İyi bir şey ama biz politika ile doğrudan ilgili değiliz. Mick Jagger’ın Londra’da tarihi bir sinemanın kurtarılması için yapılan kampanyaya katılması çok güzeldi bence. Sanatçıların politik kampanyalara katılması moda oldu son yıllarda. Çünkü ünlü müzisyenlerin katıldığı kampanyalar daha çok dikkat çekiyor ve herkes onları görmek için konsere gitmek istiyor…

Written by zülalk

27 Haziran 2009 at 21:19

>Coldplay Yenilendi mi?

leave a comment »

>

© Zülal Kalkandelen
Cumhuriyet Hafta Sonu/12 Temmuz 2008

Alternatif rock müziğin en başarılı gruplarından Coldplay’in dördüncü albümü, gecikmeli de olsa, Türkiye’de de çıktı. “Viva La Vida Or Death And All His Friends” adlı albüm, üç yıldır bütün dünyada sabırsızlıkla bekleniyordu. Çünkü grup, 2005 albümleri “X & Y”den sonra yeni bir sound yaratacaklarını iddia etmiş ve epeyce merak uyandırmıştı.

Toplam 10 milyon kopyayla yılın en çok satan albümünü yapan bir grup neden böyle bir çabaya girişmişti? Yeni Coldplay soundu nasıl olacaktı? Ne yapmalıydılar ki daha iyi olsun?

Bu soruları efsanevi prodüktör, ses cambazı Brian Eno’ya sormuş solist Chris Martin. Aldığı yanıtı Rolling Stone dergisinde yayımlanan röportajdan öğrendik: “Şarkılarınız çok uzun. Aynı numaraları çok sık tekrarlıyorsunuz. Aynı sesleri kullanıyorsunuz ve şarkı sözleriniz de yeterince iyi değil.” Söyleyen Eno olunca, ben de olsam doğruluğundan şüphe etmezdim. Ama asıl etkileyici olan, Coldplay gibi büyük bir grubun, daha iyi olma yönünde çaba harcaması ve satış rakamlarına bakmadan kendini yenilemeye çalışması…

Peki, bu çabalarının sonucu nasıl olmuş? 10 şarkının yer aldığı 44 dakikalık bir albüm çıkmış ortaya. Yine orta tempolu melodik şarkılar var. Yine romantik ve melankolik. Ama bu defa piyanonun öne çıktığı stadyum coşturan şarkılar yok. Yaylıların belirgin olarak kullanıldığı albüm, daha yavaş ve karanlık.

Eno’nun etkisi, kimi yerlerde oldukça belirgin. Afrika’dan, Latin dünyasından, Ortadoğu’dan değişik ritimler, ambient tınılar kullanılarak daha deneysel bir ton yakalanmış. Dikkat çeken bir yenilik de, vokal sesin daha düşük tonda tutulması.

EVRENSEL TEMALAR, YARATICI METAFORLAR

Yaşam, ölüm, aşk, savaş, barış, yalnızlık gibi evrensel temaları işleyen şarkı sözleri, dünya meselelerini epeyce dert ediniyor. İlk single olarak çıkarılan “Violet Hill”, tanrılaşan bir tilkiden söz ediyor. Ama o bildiğiniz tilkilerden değil; Amerika’da muhafazakarların propaganda aracı olarak işlev gören Fox News kanalı…

Kapanış şarkısı “Death And All His Friends” ise, dünyaya egemen olan intikam alma duygusuna değiniyor. Gitara eşlik eden piyano, tekrar tekrar gündeme gelen intikamlar döngüsünü reddedişin sesi…

Yaylıların dikkat çektiği “Yes”, yalnızlık canına tak eden bir adamın isyanını anlatıyor. Doğrusu, insan böyle bir şarkıyı, Hollywood’un ünlü oyuncusu Gwyneth Paltrow’la evli ve iki çocuk babası Chris Martin’den dinleyince biraz da garipsiyor…

Albüme adını veren “Viva La Vida”, birçok kişiye hemen Ricky Martin’i hatırlatsa da, esin kaynağı başka. Chris Martin, Meksikalı ressam Frida Kahlo’nun bir eserinde yazan nottan etkilenmiş. İspanyolca’da “Çok Yaşa Hayat” anlamına gelen bu deyimin, ölümden bu kadar çok söz eden bir albüme isim olarak seçilmesi de ilginç. Kahlo’nun onca acıyı çekip resmine bu notu koyması gibi ironik…

Aslında bu isim, albüm kapağında yer alan Eugene Delacroix tablosu ile tamamlanınca, kendine özgü ayrı bir anlam da ortaya çıkıyor. Fransız İhtilali’nin simgelerinden “La Liberte guidant le peuple” (Halka Yol Gösteren Özgürlük) adlı tablo seçilmiş kapak resmi olarak. Özgürlük bir ölüm kalım meselesi değil mi?

“42” adlı şarkıda ise, hayranı oldukları Radiohead’e selam göndermeyi ihmal etmemişler.

Coldplay’in kullandığı metaforları epeyce irdeledik, ama son olarak şunu da eklemek gerekir ki, “Viva La Vida”, kapak resminin çağrıştırdığı ölçüde devrim yaratıp eskiyi yerle bir etmedi. Daha önceleri kendi müziklerini “çok ağır yumuşak rock” olarak anlatmıştı grup üyeleri. Yine aynı tanımı yapmak mümkün. Bazı değişiklikler var fakat şok edici değil. Grubun ilk dönemlerindeki tarzını tercih edenler mutlaka olacaktır, ama bu albümün de yine genel kabul görüp sevileceği kesin.

Ticari başarı konusuna gelince… Coldplay’in albüm pazarlama stratejilerinde önemli farklar var. İlk single’ın bir hafta boyunca internet sitesinden bedava indirilebilmesi sağlandı. Tanıtım için New York, Londra ve Barcelona’da bedava konserler verildi. Bunun sonucunda, albüm Amerika’da ilk yayımlandığı gün 317 bin adet kopyası satıldı. İngiltere’de albümler listesine bir numaradan girdi. Apple’ın dijital müzik satış platformu iTunes’un 5 yıllık tarihinde, ilk haftasında en iyi satan albüm oldu.

Chris Martin, Coldplay’in dünyanın ancak en iyi 7. grubu olduğunu söylüyor, Ama bakalım daha önce defalarca Grammy alan grup bu kez yine ödüle ulaşacak mı?

Written by zülalk

13 Temmuz 2008 at 04:02

Brian Eno, Chris Martin, Coldplay, Radiohead kategorisinde yayınlandı