Zülal Kalkandelen / Müzik Yazıları

Archive for the ‘Dave Grohl’ Category

>Bir The Prodigy Konseri

leave a comment »

>© Zülal Kalkandelen
Cumhuriyet Hafta Sonu/ 25 Nisan 2009

Yaz yaklaşırken, bu yıl ülkemizde konser verecek konuklar da birer birer açıklanmaya başladı. Bunların arasında heyecanla beklenen gruplardan birisi de The Prodigy. 1990’larda breakbeat ve punk rock unsurlarını birleştirerek büyük başarı kazanan İngiliz grup, temmuz ayında Rock’n Coke kapsamında İstanbul’a geliyor.

Elektronik müziğin dehalarından biri kabul edilen programcı Liam Howlett ile karizmatik vokalistler Keith Flint ve Maxim Reality’den kurulu ekip, daha önce 1998 ve 2004’te de İstanbul’da konser vermişti.

The Prodigy, şu sıralarda, geçtiğimiz ay yayımlanan beşinci albümü “Invaders Must Die” için çıktığı dünya turnesini sürdürüyor. Onları İstanbul’a gelmeden, turnenin New York ayağında yakaladım!

KONSERDE 6 AYLIK BİR BEBEK!

Manhattan’daki Roseland Ballroom’da gerçekleşen konser için 52. Sokak’a gittiğimde, grubun hayranlarının oluşturduğu uzun bir sırayla karşılaştım. O geniş sokak yeterli olmamış, Broadway Caddesi’nin üzerine taşmışlardı.

Binanın kapısına yaklaşır yaklaşmaz, iriyarı bir görevli tarafından durduruldum. O anda, EMI Türkiye’den Arzu Güldiken’e yürekten teşekkür ettim. Çünkü adımı konseri izleyecek basın listesine yazdırmıştı. Görevliye durumu anlatıp içeri girince, sahneyi iyi görebileceğim bir yer bulabildim.

Şunu söylemeliyim ki, New York’ta gittiğim en garip konserlerden biriydi. Daha önce The Prodigy konserine gidenler bilir; konserden öte bir tür rave partisidir bu. (80’lerde, özellikle acid house akımı ile bir altkültür fenomeni olarak gelişen, hızlı ve tekrar eden ritimler eşliğinde ışıkların kullanıldığı, uzun süreli dans partileri.)

O gece de, hem 20’li yaşlarında gençler vardı, hem de 40’larını sürenler… Yüzü boyalılar, punk saçlılar, sanki pazar yürüyüşüne çıkmış gibi sıradan görünenler, her türden insan gelmişti. Ama 6 aylık bebekleri ile gelen Tayvanlı bir ikili, gariplikte herkesi gölgede bıraktı…

Sağ tarafıma bir baktım ki, bir bebek arabası ortada duruyor, baba elleri havada dans ediyor, anne biberonla bebeğin karnını doyuruyor… Kocaman arabayla salona nasıl girdiklerini hiç anlamadım. Bir bebek için son derece uygunsuz bir ortamdı; her şeyden önce, ses düzeyi, insanın kulak zarlarını titretecek kadar yüksekti …

“FIRESTARTER” HEP BİR NUMARA

The Prodigy sahnede görününce, yarattıkları etkiyi anlatmak olanaksız. Yeni albüme adını veren ilk şarkıyı çalmaya başladıklarında, çığlıklar birbirine karıştı. Çılgın ritimlere uyan ışıklar yanıp sönerken, salondakilerin havaya kalkan elleri görülmeye değerdi.

Arkasından ikinci single “Omen” geldi. Yeni albümün soundu, bu kez de çok enerjik. 1997’den beri grubun üç üyesini de tekrar bir araya getiren ilk çalışma olması da, hayranları arasında büyük bir heyecan yaratmış durumda.

Foo Fighters’dan Dave Grohl’un bateride eşlik ettiği “Run With the Wolves” ise, rock severleri memnun etmiş gözüküyor. Fakat yine de, “Invaders Must Die”ın, 1997 tarihli olağanüstü albüm “The Fat of the Land” gibi çığır açmadığı kesin…

Nitekim, konserde de arka arkaya çaldıkları yeni şarkılarla hava ısınıyor; ama herkesin beklediği “Firestarter”. Yayımlandığında haftalarca listelerin bir numarasında kalan o muhteşem şarkı duyulduğu anda, salonda adeta bir arbede yaşanıyor. Bir şarkının, yüzlerce insan üzerinde aynı anda bu kadar kuvvetli bir etki yaptığına, çok ender tanık olursunuz. Sanki hepsine elektrik verilmiş gibi!

Keith Flint, şarkının videosunda yaptığı, kendine özgü garip dansı, aynen sahnede de tekrarlıyor. Artık şaçları, o videodaki gibi kafasının iki yanından çıkan boynuzları andırmıyor.

Dansı ve bir deliyi çağrıştıran görüntüsü, bir zamanlar az gürültü koparmamıştı. Birçok televizyon kanalı, videoyu göstermeyi reddetmiş, radyolar şarkıyı çalmamıştı. Keith, bugün artık o tür bir saç kesimine ihtiyaç duymadığını, görüntüsü etrafında koparılan fırtınanın da saçmalık olduğunu söylüyor.

Elektronik müziğin küçümsendiği dönemde, dünya çapında rock yıldızı statüsüne ulaşan ilk rave grubu olmuştu The Prodigy. 90’lı yıllarda gitar rifflerini dans müziğine taşıyarak devrim yarattılar. Bugün o devrimin izinden gidiyorlar ama yeni bir şey eklemeden…

Konserin sonunda dinleyiciler, kulakları daha az duyar bir halde, enerjileri tükenmiş ama mutlu bir şekilde ayrılıyor salondan… Bebekleri ile gelen Tayvanlı aileye ne mi oldu?

Gece boyunca eğlendiler, ama konserin bitimine 15 dakika kala güvenlik görevlileri tarafından sorgulanmaya başladılar. Başlarına üşüşen televizyon kameralarından korkan anne, bebeğine sıkıca sarılmış ağlıyordu. İlk rave konserine gelen bebek ise, geceyarısında gözlerini kocaman açmış etrafa bakıyordu… Dedim ya, garip bir konserdi…

Reklamlar

Written by zülalk

25 Nisan 2009 at 21:20

Dave Grohl, Rock'n Coke, The Prodigy kategorisinde yayınlandı

>Kaki King, Rolling Stone Türkiye İçin İstanbul’da

leave a comment »

>

© Zülal Kalkandelen
Cumhuriyet Hafta Sonu/10 Mayıs 2008

Rolling Stone Türkiye dergisi, 2. yaşgününü 14 Mayıs Çarşamba akşamı İstanbul Indigo’da düzenlenecek bir konserle kutluyor. Uluslararası alanda başarı kazanmış saygın bir yayını Türkçe olarak yayınladıkları için tüm ekibi şimdiden kutluyor ve müziğe gönül veren herkes gibi, uzun yıllar dergiyi okuyuculara ulaştırmalarını diliyorum.

Gelelim kutlama konserine… Gecenin özel konuğu, alternatif müzik dünyasının son yıllarda büyük çıkış yapan isimlerinden 28 yaşındaki Kaki King (Katherine Elizabeth King). Bir zamanlar metro istasyonlarında gitar çalarak hayatını kazanan sanatçı, bugün Amerika’nın en ünlü müzik dergilerinden Rolling Stone’un “20 Yeni Gitar İlahı” arasında gösterdiği yeteneklerden birisi.

Foo Fighters grubunun solisti Dave Grohl’un “Şu anda dünyanın en büyük gitaristi” diye söz ettiği Kaki King, akustik gitarı aynı zamanda bir perküsyon aleti gibi kullanıyor. Ayrıca sahnede birçok enstrümanı bir arada çaldığı kendine has performansıyla adından çok söz ettiriyor, Şarkı yazarlığı ve vokaliyle de dikkat çeken sanatçının dördüncü albümü “Dreaming of Revenge” mart ayında yayımlandı. Kaki King’i Foo Fighters’a eşlik ettiği Avustralya turnesi sırasında bulduk ve İstanbul konseri öncesinde sorularımızı yönelttik.

Kendinize özgü çok ilginç bir gitar çalış tekniğiniz var. Bunu kendi kendinize mi öğrendiğiniz?

Temelde evet. Fakat yıllar içinde diğer gitaristlerle çalarken de çok şey öğrendim.

Yeni albümünüzün ismi “Dreaming of Revenge” (İntikam Hayali) ressam Paul Gauguin’in bir sözüne atıf yapıyor. Bu ismi seçmenizin özel bir nedeni var mı?

Bu ismin, albümdeki bazı şarkıların yansıttığı hisse uygun olduğunu düşündüm. Aslında gerçek yaşamda intikam almayı hayal etmiyorum; burada sadece şiirsel bir ifade kullandım.

Dave Grohl gibi önemli bir rock müzisyeninden çok teşvik edici bir övgü aldınız. Ne düşünüyorsunuz bu konuda?

O muhteşem biri! Benim için harika şeyler yaptı. Bu övgüsüyle de büyük bir destek vermiş oldu.

Son albümlerinde Foo Fighters ile çalıştınız. Nasıl bir deneyimdi?

Müthişti! O albümde yer alan “Ballad of the Beaconsfield Miners” adlı şarkının kaydını bir saat içinde yapıp tamamladık.

Sean Penn’in yönettiği “Into the Wild” adlı film için Eddie Vedder ile birlikte müzik yaptınız ve film “En İyi Orijinal Film Müziği” dalında Altın Küre Ödülü’ne değer görüldü. Bu projeye nasıl dahil oldunuz?

Müzik danışmanı Martin Hernandez, filmin ilk kurgusunda benim yaptığım bazı besteleri geçici olarak kullanmıştı. Bu Sean Penn ve editör Jay Cassidy’nin ilgisini çekince, benimle temas edip filmin müzikleri için katkıda bulunmamı istediler.

Bir dönem New York’ta ünlü performans grubu The Blue Man Group ile çalıştığınızı biliyorum. Böyle eğlenceli bir Broadway-dışı şovda görev almanız nasıl oldu?

Canlı müzik yapan orkestrada “chapman stick” denilen müzik aletini çalmak için denemelere girdim. O sırada 22 yaşındaydım ve herhangi bir iş deneyimim yoktu. İşe kabul edildiğimde çok heyecanlanmıştım. En çok gurur duyduğum başarılarımdan birisidir.

Diğer bazı müzisyenler gibi cinsel kimliğinizi saklamayıp eşcinsellik hakkında açık bir şekilde konuşuyorsunuz. Bundan dolayı kariyeriniz etkilendi mi?

Bu gerçekten kariyerimi herhangi bir yönde etkilemedi. “Eşcinsel” bir müzisyen olmak tek başına çok da ilginç değil. Şükürler olsun ki, hayranlarım hayatımı nasıl yaşadığıma değil, daima yaptığım müziğe odaklandılar.

Daha önce İstanbul’a gelmiş miydiniz?

Hayır, ama heyecanla geleceğim günü bekliyorum!

Written by zülalk

11 Mayıs 2008 at 20:56