Zülal Kalkandelen / Müzik Yazıları

Archive for the ‘Duran Duran’ Category

>Eskilerden Yeniler

leave a comment »

>© Zülal Kalkandelen/ Dünyalı Yazılar
Cumhuriyet Pazar Dergi/12 Ocak 2008

Bir süredir masamın üzerinde yeni çıkan bazı albümler duruyor. Elbette CD’leri dinledim, ama iş bu albümler hakkında yazı yazmaya gelince hep erteledim durdum. Nedeni; geçmişte severek dinlediğim, ama artık eskisi kadar gündemde olmayan grupların yeni albümleri çıktığında yaşadığım garip bir tedirginlik. Bugün bana bunu hissettiren iki yeni albümden söz edeceğim.

DURAN DURAN- RED CARPET MASSACRE

1980’lerdeki New Romantics (Yeni Romantikler) akımının efsane gruplarından Duran Duran, geçtiğimiz yılın sonuna doğru yayımladığı yeni albümünde epey maceracı davranmış. Müzikal maceraları ilginç bulan ve destekleyen bir müziksever olarak, bu albümü de heyecanla karşıladım. Fakat itiraf etmeliyim ki, son yıllarda pop müziğin ilahı haline getirilen Justin Timberlake ve bugünlerde adı çok sık duyulan prodüktör Timbaland ile işbirliğinde yapılan albüm, ilk dinleyişte olumsuz bir şaşkınlığa yol açtı. Duran Duran yine dans sahnesinde; fakat bu defa kulaklarım, grubun hip-hop dünyası ile yakın temasını garipsedi. Acaba bunun nedeni, grubun aklıma artık her biri klasik olan şarkılarla kazınmış olması mı? 30 yıla yaklaşan kariyerlerinde yaptıkları “Come Undone”, “Ordinary World”, “Planet Earth”, “Wild Boys”, “Notorious”, “Hungry Like the Wolf” gibi şarkılar, aradan onca yıl geçse de, müzik tarihinin en güzel eserleri arasında yer alır.

İşte bu yazıyı ertelememin nedeni, albümü önyargıyla değerlendirme tehlikesine düşmemekti. Kulaklarımın duyduğu müzik, aklımda yerleşen beklentilerden çok farklıydı. Ama acaba o farklılıktan zevk alınamaz mıydı? Bu düşünceyle, albümü tekrar tekrar dinledim ve dinledikçe “The Valley”, akustik gitarların öne çıktığı “Box Full O’Honey”, enstrümantal “Tricked Out”, “She’s Too Much” ve “Dirty Great Monster” adlı şarkıları benimsemeye başladım. Fakat ne kadar dinlersem dinleyeyim, “Red Carpet Massacre”, “Tempted”, “Last Man Standing”, Justin Timberlake’in eşlik ettiği “Falling Down”, Timbaland ve Justin Timberlake ile kaydedilen “Nite-Runner” ve yine Timbaland’ın prodüktörlüğü üstlendiği “Skin Divers” gibi şarkılara alışamadım.

Gitarist Andy Taylor’un, 2006’de yeni albüm hazırlıkları sırasında neden grubun diğer üyeleriyle anlaşmazlığa düşüp ayrıldığını anlamak pek zor değil. O sırada yeni albümün adının “Reportage” olacağı duyurulmuştu, ama yaşanan bu gelişme üzerine o albüm için yapılan tüm çalışmalar bir yana bırakıldı ve sonrasında grup, Timbaland ve ekibi ile bambaşka bir albüm için bir araya geldi. Andy Taylor’un gidişiyle ortaya çıkan boşluk ise, Timbaland’ın ekibinden Nate “Danja” Hills ve Jimmy Douglas’ın gruba eşlik etmesi ve prodüktör koltuğuna oturtulmasıyla doldurulmaya çalışıldı. Garip olan şey şu ki; Simon LeBon yine o muhteşem sesiyle şarkı söylüyor, Nick Rhodes, John Taylor ve Roger Taylor yine grupta ama dinlediğiniz müzik sanki Duran Duran değil… Yine de Timberlake-Timbaland şarkılarından hoşlananlar için ilginç olabilir.

ANNIE LENNOX-SONGS OF MASS DESTRUCTION

İskoçya’nın dünyaya armağan ettiği en tanınmış seslerden birisi Annie Lennox. Sweet Dreams (Are Made of This) adlı Eurythmics şarkısını başka kim onun kadar güzel söyleyebilirdi diye çok düşünmüşümdür. Herhalde kimse söyleyemezdi. O müthiş alto ses, “Love Is A Stranger” ile birçok kişinin hayatının soundtrack’i olmadı mı? 25 yıldır hem Eurythmics grubunun vokalisti olarak hem de solo albümleriyle kariyerine devam ediyor Lennox. 4. solo albümü “Songs of Mass Destruction”, geçen yılın sonlarında çıktı.

Albüm, tüm dünyadaki yardımsever kuruluşlarda ve sivil toplum örgütlerinde çalışanlar ile barış görevlilerine adanmış. Lennox, albüm kitapçığında, Nelson Mandela’yı bir zamanlar hapis yattığı hücrenin konuşma yaparken dinlediğini ve Afrika’daki AIDS hastalığının bir soykırım olduğunu onun ağzından duyduğu o andan itibaren bu konuya dikkat çekmek için çalıştığını anlatıyor. Bu amaçla dünyaca ünlü 23 kadın sanatçıyla birlikte kaydettiği “Sing” adlı bir şarkı da yer alıyor albümde. Bu sanatçılar arasında Madonna, Celine Dion, Faith Hill, k.d. Lang, Beth Orton, Pink, Kelis, Shakira, Anastacia, Dido da bulunuyor.

Her zaman akıllıca yazılmış şarkı sözleri ile farklılığını ortaya koyan Lennox, bu albümde de yine aynı yolda ilerliyor. O yol neresi? “Bu karanlık bir yol,” diyen “Dark Road” adlı şarkı ile karamsar bir havada başlayan albüm, aynı havada sona eriyor. “Karanlık bir albüm ama zaten dünya da zaten karanlık,” diyor 53 yaşındaki sanatçı. Bununla da kalmayıp duygusal boşluklardan ve dünyadaki acılardan söz ediyor. “Ghosts In My Machine”de kadınların acı çekmek için doğduğunu söylüyor, fakat ardından “Sing” adlı şarkıda ekliyor: “Kadın cinsi güçlüdür.” Tüm albüm öylesine bir kadın duyarlılığı ile bezenmiş ki, “Womankind” adlı ayrı bir şarkı bile var. Suyu şaraba döndürüp, kendisine her zaman sevgi gösterebilecek bir sevgilisi olmasını istediğini anlatıyor Lennox. Hangi kadın bunu istemez ki?

Bu albümde eski Eurythmics hitleri yok, ama müzik televizyonu VH1 tarafından “yaşayan en iyi beyaz soul vokali” olarak değerlendirilen Annie Lennox’un yılların eskitemediği olağanüstü güzel sesi var.

Reklamlar

Written by zülalk

13 Ocak 2008 at 10:36

>80’lerin ve 90’ların Müziği

leave a comment »

>© Zülal Kalkandelen
Cumhuriyet Hafta Sonu/24 Kasım 2007

Bu yazımda yeni yayımlanan iki mükemmel albümden söz edeceğim. Hani bazı albümler vardır; elinize alır almaz ön kapağa değil, sabırsızlıkla çevirip arka kapağa bakarsınız. Çünkü asıl merak ettiğiniz içinde yer alan şarkılardır. İşte “All Eighties” ve “All Nineties” adlı iki albüm de bu kategoride.

Albümlerin her ikisi de, 80’li ve 90’lı yıllarda ilk gençliğini yaşayanlar için heyecan verici. Her bir şarkı sizi alıp 10 yıl, 20 yıl öncesine götürüyor. Henüz insanın zaman içinde seyahat etmesini sağlayacak makine icat edilemedi, ama müzik bir anlamda bu işlevi görmüyor mu? Örneğin, ilk aşkınızı yaşadığınız sıralarda çok dinlediğiniz bir şarkıyı bugün yine dinlerken gözlerinizi kapatın bakın neler oluyor…

“All Eighties” ve “All Nineties” albümlerinde yer alan şarkılara değineceğim, fakat önce bir sorum var:1980’leri ve 1990’ları düşündüğünüzde aklınıza ne geliyor? Benim aklıma, ne yazık ki, İngiltere kaynaklı Thatcherizm ile Amerika’da türeyip dünyayı sarsan Reaganizm geliyor. Her ikisinin de uyguladıkları neo-liberal politikalarla geniş halk kesimlerini tam anlamıyla ezip geçtiği, zenginin daha zengin olduğu yıllar… O yıllarda ülkemizde ise, 12 Eylül darbesi sonrasında iş başına gelen Özalizm de aynı politikaları izliyor ve tam bir egemenlik sürdürüyordu. Hani “80 Gençliği” diye bir ifade vardır; bu, o dönemde yetişen sosyal bilinçten yoksun gençlerin durumunu anlatmak için kullanılan biraz acıklı, biraz da alaycı bir ifadedir. Kanımca, o yıllarda siyaset arenasında olup bitenlerin müzik dünyasına yansıması, üzerinde araştırma yapılabilecek ilginç bir konudur.

80’li yıllar, aynı zamanda pop müzik ikonlarının tüm dünya gençliğini adeta çılgına çevirdiği yıllardı. Michael Jackson’ın doruğa ulaşması da yine bu döneme rastlar. Tüm zamanların en çok satan albümü Thriller, 1982 yılında çıktığında büyük olay olmuştu. Artık hayatımızda pop müziğin kraliçesi diye adlandırılan, sansasyonlarıyla meşhur Madonna da vardı. Sonunda büyük oranda apolitik bir nitelik kazanan gençliğin yeni ilahları değişmişti. 60’lı ve 70’li yıllarda Bob Dylan, John Lennon, Joe Strummer, Jimi Hendrix, Bob Marley gibi müzisyenlerin yarattığı büyük devrimden sonra 80’lere gelindiğinde gerçek bir değişim yaşanıyordu. Fakat herşeye karşın bu dönemde, olanca gücüyle esen New Wave fırtınasının sayesinde müzik tarihinin en güzel şarkıları da ortaya çıktı. İstanbul ve Ankara gibi büyük kentlerde hala yalnızca 80’lerden şarkıların çalındığı partilerin düzenlenmesi boşuna değil.

UNUTULMAZ ŞARKILAR BİR ARADA

“All Eigthies” ve “All Nineties”, çoğu kişinin anıları nedeniyle bağlı olduğu şarkıları bir araya getirmenin ötesinde, aynı zamanda bir arşiv belgesi niteliği de taşıyor. Öncelikle, EMI Türkiye’nin Pazarlama Müdürü Arzu Güldiken’in hazırladığı her iki albümdeki şarkı seçimi gerçekten çok başarılı. Toplama albüm yapmak, sanıldığı gibi kolay bir iş değildir. Öncelikle, albümü belli bir plak şirketi adına hazırlıyorsanız, o zaman seçenekleriniz, o şirketin kataloğunda yer alan sanatçı ve gruplarla sınırlı demektir. Ayrıca, müzik tarihini iyi bilmeniz şarttır; iyi bir müzik zevkine sahip olmanız gerekir; şarkıların albümde hangi sıralama ile yer alacağını belirlemek ise ayrı bir uzmanlıktır.

Gelelim şarkılara… Her iki albüm de New Wave’in en başarılı grubu Depeche Mode’dan birer şarkı ile açılıyor! 80’lerde “Never Let Me Down Again”, 90’larda “Enjoy The Silence” var. O yıllarda yaygın olan ev partilerine gidip de Orchestral Manoeuvres In The Dark (OMD) eşliğinde dans etmemiş olan var mı? İki OMD klasiği bu albümlerde yerini almış: “Enola Gay” (All 80s) ve “Sailing On The Seven Seas” (All 90s). İki albümde de yer alan bir diğer ünlü grup Duran Duran: “Do You Believe In Shame?” (All 80s) ve “Come Undone” (All 90s). Bryan Ferry ise, “Slave To Love” (All 80s) ve “I Put A Spell On You” (All 90s) ile o dönemlerin vazgeçilmezlerinden biri olarak karşımıza çıkıyor. Ve Yazoo! Kısa süren müzikal kariyerine karşın, birçok liste başı olan şarkısıyla unutulmayanlar arasına giren başarılı ikiliden “Don’t Go” 80’ler albümünde. Yine bu albümde bir şarkı var ki, listede adını gördüğünüzde kalbiniz daha hızlı atabilir: Billy Idol’dan “Eyes Without A Face”! Liste uzun, ben burada ancak bazı seçme şarkıları yazabiliyorum.

Ama kısaca diyeceğim şu ki, bu iki albüm, 80’lerin ve 90’ların melankolik sözlü muhteşem melodilerine özlem duyanlar için bire bir. Bir de, dünyanın neo-liberal politikalarla altüst olduğu dönemde apolitikleştirilmeye çalışılan bir kuşağın odalarına kapanıp neler dinlediğini merak edenler için de ilginç olabilir.

Written by zülalk

25 Kasım 2007 at 18:02