Zülal Kalkandelen / Müzik Yazıları

Archive for the ‘Eddy Grant’ Category

>Vitrindeki Abümler 12:

with 2 comments

>© Zülal Kalkandelen
Cumhuriyet/ 28 Mart 2010

GORILLAZ-Plastic Beach (EMI)

Üyeleri karton karakterlerden oluşan ilk sanal müzik grubu Gorillaz, yeni albümü Plastic Beach‘le popüler müzikte de deneysel çalışmaların yapılabileceğini ve bunun eğlenceli bir sound yaratmaya engel olmadığını bir kez daha kanıtlıyor.

Britpop’un ünlü ismi Blur’un vokalisti Damon Albarn ile çizgi roman Tank Girl’ün yaratıcısı Jamie Hewlett’in kurduğu grup, bu albümde yine farklı müzik türlerini buluşturmuş.

Hip-hop, dub, alternatif rock, funk, elektronik ve pop müzik karışımından oluşan, çok renkli bir soundu var Plastic Beach’in.

Albümü dinledikten sonra, sanki ağzınızda kalıcı bir tat bırakan tek bir ana yemek yemiş gibi değil de, her mezeden bir parça tatmış gibi hissediyorsunuz.

Bunun bir nedeni de, grubun farklı seslerle çalışma geleneğini sürdürmesi. İnsan, Snoop Dogg, Lou Reed, Mark E. Smith, Bobby Womack, Mick Jones, Paul Simonon ve Lübnan Ulusal Arap Müziği Orkestrası’nı aynı albümde dinleyince ilk anda garipsiyor.

Ancak Gorillaz ekibi, Plastic Beach’i, dünyadan farklı fotoğrafların bir pano üzerinde bir araya getirildiği tek bir görüntü gibi düşünmüş. Albüm, aslında bizleri, üzerinde insanoğlunun doğayla ilişkisinden kalan çeşitli tortuların yer aldığı terk edilmiş bir adaya götürüyor.

Yapay ama aslında gerçek dünyadan izler taşıyan, eğlenceli bir ada. Savaş, şiddet ve din sömürüsüne karşı duran şarkı sözleri de bu görüntünün bir yansıması tabii…

Rap şarkıcısı Bashy’nin “Respect the island, no stealing / And don’t bring religion here” dediği “White Flag” adlı şarkı, bu durumu açıkça ortaya koyuyor.

Bu adada herkese, her zevke göre bir şey var. Benim ilk dinleyişte beğendiğim şarkı, Bobby Womack ve Mos Def’li elektro-funk türündeki “Stylo” oldu.

Ancak reggae şarkıcısı Eddy Grant, bu parçanın melodisinin kendisinin 1981 tarihli “Time Warp” adlı şarkısından kopyalandığını iddia ediyor. Doğrusu haksız da görünmüyor… Eddy Grant’in iddiasının doğru olup olmadığına şarkıyı dinleyip kendiniz karar verin. ( Time Warp )

Bir diğer dikkat çeken şarkı, vokalleri Lou Reed ve Damon Albarn’ın üstlendiği “Some Kind of Nature“. Lou Reed, şarkıya elbette kendi damgasını vurmuş. Reed’in belirgin bir duygu yansıtmayan sesine karşılık Albarn’ın kırılgan vokali ilginç bir tezat oluşturuyor; ama hoş bir tezat bu…

Albümden çıkan ilk single Stylo’ya çekilen Bruce Willis‘li video klip bugünlerde internette en çok izlenen videolardan biri. Güzel bir klip olmuş ama bana sorarsanız, keşke böyle savaş karşıtı bir albümün videosunda Cumhuriyetçiler’in kurultayına gidip George W. Bush‘u destekleyen Bruce Willis yerine başkası olsaydı derim…

Reklamlar

Written by zülalk

29 Mart 2010 at 08:08

>Yazarların DJ’lik Macerası

leave a comment »

>© Zülal Kalkandelen
Cumhuriyet/ 5 Kasım 2009

Kültür Servisi Şefimiz Celal Üster, İstanbul Tanpınar Edebiyat Festivali’nin kapanış partisi hakkında bir yazı yazmamı önerdiğinde eğlenceli olabileceğini düşündüm.

Beyoğlu’ndaki Ghetto adlı kulüpte yerli ve yabancı yazarlar DJ’lik yapacaktı. Profesyonel DJ olmadıklarından, scratching, mixing gibi yetenekleri de olmasa gerekti.

Kendilerine ayrılan 15-20 dk.’lık sürede sadece şarkı çalacaklarsa, seçimleri ilginç olabilirdi. O kadar kısa bir sürede, ya kendi oturma odalarında dinledikleri şarkıları çalacaklardı ya da profesyonel bir DJ gibi şarkı araştırması yapıp, gelenleri eğlendirme yolunu tercih edeceklerdi.

Gecenin sonunda durum şuydu: Biri hariç bütün yazarlar, birinci yolu seçti. O istisna yaratan kişi, Sloven yazar Andrej Blatnik’di. Bir Eddy Grant klasiği “Give Me Hope Jo’anna” ile başladığı setine aynı dinamizmle devam etti. Dans edenlerin sayısı aniden arttı, sonuçta en çok alkışı Blatnik aldı. Bir ara yanıma gelen yazarı kutlama olanağı da buldum. Meğer bir zamanlar bir punk grubunda bas çalıyormuş, birkaç sene öncesine kadar da profesyonel DJ’lik yapıyormuş.

Sanırım bir de hayal kırıklığı yaratanlardan söz etmek gerek… Aksi halde yazı eksik kalır. Bana göre bu konuda öncülük, yazar Berrin Karakaş’a aitti. Belli ki DJ’lik yaparken çok eğleniyordu ama aynı durum salondakiler için geçerli olamadı. “Derbeder oldum” bağrışları arasında performansını noktalarken, hakikaten dinleyiciler de derbeder olmuşa benziyordu.

Bulgar yazar Ludmila Filipova ise, en garip şarkı seçimleri konusunda herkesi geride bıraktı. 1970’lerde Eurovision’da Bulgaristan’ı temsil edebilecek türden şarkılar çaldı. “Maria” diye inleyen bir şarkıdan sonra, sırayı parti boyunca bir ikili halinde gezdiği Tuna Kiremitçi’ye bıraktı. Gecenin en muhteşem şarkı geçişi de o anda yaşandı. Setine U2’dan “In the Name of Love” ile başladı Kiremitçi. Bu sarsıcı değişim bende şöyle bir düşünce yarattı: Bir önceki set, o kadar kötüydü ki, ancak aşk adına çekilirdi…

Yekta Kopan ve Hakan Günday’ın seti sırasında Ghetto bir rock bara dönüştü. “L’ombelico del mondo” ile yaptıkları giriş, ortalığı hareketlendirmişti ama sonradan ağırlıklı bir şekilde Türkçe rock çalmaya başladılar. Ve bir de baktık ki, herkes kendini yanındakiyle sohbete vermiş…

Özellikle fotoğrafçıların beklediği DJ, “Olasılıksız” adlı kitabıyla satış rekorları kıran Amerikalı yazar Adam Fawer’dı. Öğrendiğime göre, diğer bütün yazarlar, çalacakları şarkıları önceden belirleyip yanlarında getirmiş. Fawer ise, Ghetto’nun arşivinde kayıtlı olanlar arasından seçim yapmış. Bunu duyunca, The Offspring’den “Pretty Fly for a White Guy”, Scorpions’dan “Rock You Like a Hurricane”i çalması şaşırtıcı olmadı…

Gece başladığında, 12 olmadan oyun havaları çalınacağına dair bir öngörüde bulunmuştum. Haklı çıktım. Gönül Kıvılcım ve İngiliz yazar Andrew Miller, DJ’lik yaparken aniden başladılar karşılıklı göbek atmaya…

Aslında anlatacak çok şey var ama fazla yerim yok. Sadece birkaç tespitle bitireceğim yazıyı:

1-Ortaya çıktı ki, yaşları 35-45 arasında değişen yazarlar, günümüz müziğini pek izlemiyor; bu nedenle de, gece sanki bir 80’ler ya da 90’lar partisi havasındaydı.

2-DJ’lik kolay iş değildir. Herkesin hoşlanabileceği şarkıları çalıp eğlendirmek asla göründüğü kadar basit değildir. Her şeyden önce iyi müzik bilgisi gerektirir.

3-Yazarların kitaplarını okuyun ama müzik zevklerine pek de güvenmeyin. Ancak hem müzisyen hem edebiyatçıysa, iş değişebilir.

Written by zülalk

05 Kasım 2009 at 21:31

Eddy Grant, Scorpions, The Offspring, U2 kategorisinde yayınlandı