Zülal Kalkandelen / Müzik Yazıları

Archive for the ‘Frankie Goes To Hollywood’ Category

>Nouvelle Vague Bir Kez Daha İstanbul’da

leave a comment »

>
© Zülal Kalkandelen
Cumhuriyet Hafta Sonu/9 Aralık 2006

Bu akşam İstanbul’daysanız ve iyi müzik dinlemek istiyorsanız, Taksim’deki Yeni Melek’e uğramanızı öneririm. Çünkü Fransız müzisyenler Marc Collin, Olivier Libaux ve çeşitli solistlerden oluşan Nouvelle Vague ve konser sonrası Jazzanova “DJ set” müzikseverlere unutulmaz bir gece yaşatacak.

Nouvelle Vague, 80’lerin ünlü new wave parçalarına yaptıkları bossa-nova cover’lardan oluşan ve grupla aynı adı taşıyan ilk albümüyle dünya çapında büyük bir yankı uyandırdı. Joy Division’dan The Clash’e, Depeche Mode’dan Blondie’ye kadar birçok kült grubun parçalarını kendine özgü tarzda yorumlayan grup, bu yıl yeni albümleri “Bande A Part”ı yayımladı. Dinamo 103.8 (www.dinamo.fm) tarafından düzenlenen Radar etkinlikleri çerçevesinde bir kez daha İstanbul’a gelen grubun yaratıcılarından Marc Collin, konser öncesinde sorularımı yanıtladı.

Nouvelle Vague ilk olarak bir proje şeklinde başladı ve ilk albümünüzle dünya çapında ün kazandınız. Öncelikle “proje” denilmesini mi, yoksa “cover grubu” olarak mı anılmayı tercih ediyorsunuz?

Bu bir proje, tam anlamıyla bir grup değil. Bütün konsepti ben tasarladım, vokalistlerle ve diğer prodüktörlerle temas ettim vs. Sahnede gördüğünüz grup albümdeki şarkıların kaydını yapmadı.

Eski şarkıları yeni düzenlemelerle yeniden yorumlamak müzik endüstrisinde yeni bir şey değil. Fakat siz Brezilya kökenli bossa nova’yı Fransız enstrümantasyonu ve tanınmamış kadın vokalistlerin sesiyle buluşturdunuz. Echo and the Bunnymen’in “The Killing Moon” adlı şarkısını sizin yorumunuzla ilk dinlediğimde biraz tuhaf buldum ama o tuhaflığı da sevdim. Projenin tüm konseptine ilişkin bu ilginç fikir nasıl gelişti?

Temel fikir, post punk dönemi gruplarının hala esin kaynağı olan, muhteşem şarkılar yazdıklarını ortaya koymaktı. Bu bir tür o döneme övgü aslında, ama aynı zamanda da benim için yeni düzenlemeler ve prodüksiyonlar yapmak bakımından iyi bir olanak.

Bu projeye ilk başladığınızda, dinleyicilerden ne tür tepkiler almayı umuyordunuz ve ilk albümden sonra nasıl tepkiler aldınız?

Büyük bir new wave hayranı olarak ben de öncelikle bir dinleyiciyim. Bu nedenle, eğer yaptığım şeyden kendim ikna olmuyorsam bırakırım. Dinleyicilerin çoğunluğunun da benim gibi olduğu ve projeyi onayladığı görülüyor.

Rock müziğe eğilimli olan ama aynı zamanda sizin yavaş ve rahatlatıcı müziğinizden de hoşlanan insanlar var. Bunun nedenini neye bağlıyorsunuz? Müziğinizin yansıttığı çeşitlilikten olabilir mi?

Bilmiyorum ama belki orijinal şarkılardaki ruhu, kızgınlığı, politik tavırları hissediyorlardır. Belki de biz kalipso’dan Fransız popuna kadar birçok farklı etkileşimi bir araya getirmeye çalışarak iyi bir iş yapmışızdır.

Cover şarkılar her zaman risklidir. Siz albümüzdeki şarkıları nasıl şetçiniz? Hangi şarkının cover’ını yapmak daha zordu?

Japan’in “Ghost” adlı şarkısında başarılı olamadım. Muhteşem bir şarkı gerçekten! Bauhaus’un “Bela Lugosi’s Dead” ve Frankie Goes To Hollywood’un “Relax” adlı şarkıları kolay değildi. Çünkü müzik olarak çok yoğun değiller, daha çok içinde bulunulan moda ve prodüksiyona bağlı orada yapılan iş. Albümdeki şarkıları, çoğunlukla daha gençken dinlediğim ve yeni düzenlemeler yapmam için beni esinlendiren şarkılar arasından seçiyorum.

Şarkıları yeniden düzenleyip yorumlarken herhangi bir endişe taşıyor musunuz? Örneğin, The Clash’ın “The Guns Of Brixton” adlı şarkısını yorumladınız, ki bu şarkıda belirli bir öfke vardır. Fakat sizin versiyonunuzda oldukça rahat bir hava yansıtıyor.

Fakat temel fikir bu; yani sakin bir şekilde çok sert şeyler söylenebileceğini göstermek. Bu da şarkı sözlerine yeni bir şey ekliyor, özellikle erkekler yerine kadınlar tarafından seslendirildikleri zaman.

Vokalistlerinizi nasıl seçiyorsunuz? Yalnızca şarkıları daha önce hiç duymamış kadın vokalistlerle çalıştığınız söyleniyor. Bu doğru mu?

Hayır, doğru değil. Bu birkaç kere oldu ama amacımız bu değil.

İkinci albümünüz “Bande A Part” bir Godard filminin adı. (İngilizce’de “Band Of Outsiders” anlamına gelen ve Türkiye’de “Çete” adıyla gösterilen 1964 yapımı film). Bu filmin üzerinizde özel bir etkisi oldu mu?

Özelikle etkilendiğimden değil ama o ifadeyi seviyorum. Çok şey anlatıyor, ayrıca bizim projemiz bakımından da oldukça anlamlı.

Nouvelle Vague için bundan sonra sırada ne var?

2007’de dünyanın birçok yerinde konserler vereceğiz ve eylül ayında bir konser dvd’si çıkacak. Ayrıca gruptaki herkes kendi albümünü yayınlayacak.

İstanbul’da daha önce de konser verdiniz? İzleyiciden aldığınız tepki nasıldı?

Pek iyi değildi. Sanırım projeyi gerçekten bilmeyen ama moda olduğu için gelen birçok insan vardı. Fakat bu defa çok iyi olacağından eminim.

Reklamlar

Written by zülalk

09 Aralık 2006 at 22:02