Zülal Kalkandelen / Müzik Yazıları

Archive for the ‘Frou Frou’ Category

>Dijital Çağın Sıra Dışı Sesi

leave a comment »

>© Zülal Kalkandelen
Cumhuriyet/ 1 Temmuz 2010

İstanbul Caz Festivali’nin en yaratıcı bölümü, bana göre, “Yeni Ozanlar”. Müzik dünyasının en yenilikçi alternatif seslerini ülkemize getirdiği için her yıl sabırsızlıkla bekliyorum bu bölümü.

Bu yıl da çok güzel bir sürpriz yaptı İKSV ve besteci, söz yazarı, multi-enstrümantalist, vokalist Imogen Heap’i davet etti festivale. 33 yaşındaki sanatçının adını, pek çok müziksever ilk olarak 1998’de Urban Species’in “Blanket” adlı parçasındaki unutulmaz vokalde duydu.

Ünlü prodüktör Guy Sigsworth’le kurduğu elektronik müzik grubu Frou Frou ile yaptığı çalışmalarla da beğeni kazandı Imogen Heap. Ancak asıl başarıyı, folk ve elektronik müziği bütünleştiren solo çalışmalarıyla yakaladı.

Kanımca, İngiliz müzisyenin en etkileyici özelliklerinden birisi, ilham kaynaklarının çeşitliliği ve onları müziğine yansıtma biçimi. Klasik müzik eğitimi almasına karşın, rock’tan folk’a ve dans müziğine kadar birçok türle yakın temas içinde Imogen Heap.

Bunun nedeni, yeni sesler yaratıp onları dönüştürmeye duyduğu ilgi olsa gerek. Bu ilgi, işe organik seslerle başlasa da, ses deneylerine tutkun her müzisyen gibi, sonuçta onu da farklı aletlere (array mbira ve hang gibi) yöneltmiş.

Imogen Heap’in manipüle edilmiş seslere olan düşkünlüğü beni her zaman cezbetti. O manipülasyonların sonucunda ortaya ne çıkacağını hep merak ettim. 1998- 2009 yılları arasında yaptığı üç solo albümünü de heyecanla beklememin temel nedeni buydu.

Gerçi geçen yıl yayımlanan albümü “Ellipse”in yapım sürecini blogunda yayımladığı 40 video ile dinleyicileriyle yakından paylaşıp bu merakı bir ölçüde önceden giderdi. Hatta hayranlarıyla iletişim kurmak için sosyal paylaşım sitelerini o kadar aktif bir şekilde kullandı ki, “interaktif çağın dijital kraliçesi” diye anılmaya başlandı.

Dikkatli dinleyiciler, Imogen Heap’in müziği ile ilgili çarpıcı bir noktayı da fark etmişlerdir mutlaka. Kendi içinde bir tezatı da barındırıyor bu müzik. Yeni sesler yaratma macerasında doğal olanla yapay olanı bir araya getirirken, şarkı sözlerinde hayatın çıplak gerçeklerini aktarıyor.

Örneğin, ilk albümü “I Megaphone” (1998), Imogen Heap’in ismi için bir anagram olmanın yanı sıra, içeriğini de ortaya koyar. Genç bir kadının duygusal kırılganlığını olabilecek en saf haliyle ve ağırlıklı piyano kullanımıyla duyurur dünyaya…

İkinci solo çalışması “Speak for Yourself” (2005), kendi tanımıyla “Guns N’Roses’dan daha Madonna, Dirty Dancing’den daha Donnine Darko”dur.

Geçen yıl çıkan son albümü “Ellipse” ise, iki dalda Grammy ödülüne aday gösterildi. Ancak romantik ve dingin melodileriyle oldukça beğenilen albüm, “Can’t Take It In” ya da “Hide and Seek” tarzı bir hitten yoksundu.

Imogen Heap’in, teatral performansı, çok iyi kullandığı sesi ve farklı kostümleriyle kendisini canlı dinleyenlerde büyük hayranlık yarattığını biliyoruz. Bazen karanlık bir melankoli, bazen de huzur yansıtan şarkılarıyla, İstanbul Modern’in bahçesinde de yeni hayranlar edineceğinden hiç kuşkum yok.

Written by zülalk

01 Temmuz 2010 at 19:51