Zülal Kalkandelen / Müzik Yazıları

Archive for the ‘Jack White’ Category

Vitrindeki Albümler 71:

leave a comment »

© Zülal Kalkandelen
Cumhuriyet / 12 Haziran 2011

DANGER MOUSE / DANIELE LUPPI – Rome (Parlophone)

Danger Mouse adıyla tanıdığımız Brian Burton, son yılların en parlak prodüktörlerinden birisi. Gorillaz, Gnarls Barkley, Broken Bells, Dark Side of the Soul ve David Lynch ile yaptığı çalışmalarla yeteneğini defalarca kanıtladı.

Daniele Luppi ise, Burton’ın birçok projesinde düzenlemeleri üstlenen İtalyan besteci. Her ikisinin de klasik İtalyan filmlerinin müziklerine duydukları sevgi, bu yıl ortak bir albümle sonuçlandı.

1960 ve 70’li yıllarda İtalyan yönetmenler tarafından çekilen kovboy filmlerinin yani “spaghetti western”lerin o dönemde çok popüler olan müziklerini yeniden canlandırıyor “Rome” albümü. Kayıt, tamamen akustik ve vintage enstrümanlarla, Sergio Leone ve Ennio Morricone gibi efsane müzisyenler tarafından da kullanılan Roma’nın eski Ortophonic Stüdyoları’nda (şimdiki adıyla Forum Stüdyoları) yapılmış.

Burton ve Luppi’nin toplam beş yıla yayılan yoğun bir besteleme ve kayıt aşamasından sonra hayata geçirdiği “Rome” ayrıca, o eski soundu müziğe yansıtmak için, 60’lardan efsane müzisyenleri de işin içine katmış.

Albümün en güzel sürprizlerinden birisi, Sergio Leone’nin “The Good, the Bad and the Ugly” ve “Once Upon a Time in the West” gibi film müziklerinde de çalan Alessandro Alessandroni’nin “I Cantori Moderni” korosu ve Marc 4 grubunun kayıtlarda yer alması.

Sürprizler bununla da bitmiyor. Albümün açılışını, sesini 44 yıl önce “The Good, the Bad and the Ugly”nin film müziklerinde de duyduğumuz opera şarkıcısı Edda Dell’Orso, “Theme of Rome” ile yapıyor. Son derece etkileyici, dramatik bir açılış.

Bunun yanında bir erkek bir kadın iki vokali daha var albümün. Her biri üçer şarkı seslendiren Norah Jones ve Jack White. Norah Jones’un buğulu sesiyle yorumladığı şarkılar, albüme dream pop karakteri verirken, Jack White’ın sözleri de yazdığı şarkılar albüme bambaşka bir renk katıyor.

Bunun yanı sıra, beni en çok cezbeden parçalar enstrümantal olanlar. Danger Mouse ve Luppi’nin beste ve düzenlemedeki ustalıkları albüm boyunca ortaya çıkıyor; ancak bana spaghetti western’leri hatırlatan asıl müzikler enstrümantal parçalar oldu. Bu melankolik, kırılgan ama aynı zamanda dinleyenin içini garip bir mutlulukla dolduran melodik müziği dinlerken insan kendini 60’lardan bir İtalyan kovboy filmini hayal ederken buluyor.

Danger Mouse ve Daniele Luppi’nin, 40-50 yıl öncesinin ve bugünün müzisyenlerini buluşturarak, geleneksel yöntemlerle kaydedip çağdaş bir sound yakaladığı “Rome”, kaliteli prodüksiyonu ve özgün besteleriyle kuvvetli bir alkışı hak ediyor.

Written by zülalk

12 Haziran 2011 at 16:46

>Vitrindeki Albümler 25:

with 3 comments

>© Zülal Kalkandelen
Cumhuriyet/ 4 Temmuz 2010

THE DEAD WEATHER- Sea of Cowards (Third Man/Warner Brothers)

Rock müziğin yaratıcı ismi Jack White, geçen yıl The Dead Weather adlı yeni bir grupla ortaya çıkmış ve hayranlarını heyecanlandırmıştı.

The Kills’in vokalisti Alison Mosshart’ın vokal ve gitarda, Queens of the Stone Age’den Dean Fertita’nın gitar ve orgda, The Greenhornes’dan Jack Lawrence’ın bas gitar ve davulda yer aldığı The Dead Weather, gerçekten de süper yetenekleri buluşturan sıra dışı bir grup.

İlk albümleri “Horehound”da vokalistliği daha çok Alison Mosshart’a bırakan White, bu kez davul çalmanın yanı sıra vokalde de eşit rol üstlenmiş. Bunun dışında grubun bu ikinci çalışması, ilkine göre önemli bir değişiklik göstermiyor. Sanki onun devamı gibi karanlık blues rock sınırlarında aynı çizgiyi sürdürüyor.

35 dakikaya sığdırılan 11 şarkı, ağır gitar riffleri, psychedelic garage rock ve groove arasında gidip geliyor. Kanımca albümün en dikkat çekici yanı, şarkı geçişlerindeki devamlılık duygusu. Bu sayede tüm albüm adeta bir jam session gibi akıyor.

Günümüzün albüm enflasyonunda fazla bir yenilik getirmediği için pek öne çıkmadı “Sea of Cowards”. Ancak kanımca, alternatif rock’ı blues rock ile başarıyla buluşturan iyi bir albüm.

Bir grup müzisyen Nashville’de bir garaja doluşup akıllarına estiği gibi çalmışlar izlenimi yaratıyor. “Kim ne düşünür?” diye kendilerini kasmadıklarından önce müzisyenler keyif almış. O garajda doğan keyif de dinleyiciye kolaylıkla yansıyor.

Albümden çıkan ilk single “Die by the Drop”un videosu:


The Dead Weather – Die By The Drop
http://mediaservices.myspace.com/services/media/embed.aspx/m=104174184,t=1,mt=video
Third Man Records | MySpace Müzik Videoları

Albümde yer alan “Gasoline” adlı parçanın canlı versiyonu:


The Dead Weather “Gasoline” – Live From Nashville
http://mediaservices.myspace.com/services/media/embed.aspx/m=104811774,t=1,mt=video
The Dead Weather | MySpace Müzik Videoları

Written by zülalk

05 Temmuz 2010 at 11:01

>Rock Müzikte Yeni Bir Soluk

with one comment

>© Zülal Kalkandelen
Cumhuriyet Hafta Sonu/ 19 Eylül 2009

Kariyerleri boyunca bir projeden diğerine geçip, yaratıcılığın peşinde koşan müzisyenler vardır. Siz daha bir önceki albümünü dinlerken, o bambaşka bir çalışmayla çıkar karşınıza. Alternatif rock müziğin 33 yaşındaki yetenekli ismi Jack White da onlardan birisi…

Müzik konusundaki heyecanını ticari başarı getiren projelere dönüştürmekte oldukça usta bir müzisyen Jack White. Daha önce The White Stripes ve The Raconteurs gruplarıyla tanıdık onu.

Kendi sınırlarını zorlayıp hayranlarını şoke eden çalışmalar da yaptı. “Quantum of Solace” adlı Bond filmi için nu-soul kraliçesi Alicia Keys ile düet yaptı örneğin…

Bu defaki sürprizi ise, “The Dead Weather” adlı yeni bir grup…

JACK WHITE EŞİTLER ARASINDA BİRİNCİ

Aslında grubu tanıtınca, Jack White’ı öne çıkarmama itiraz edenler olabilir. Çünkü Amerika’da Nashville’de kurulan The Dead Weather’ın üyeleri, rock dinleyicilerini heyecanlandırcak kadar önemli isimler.

Kadroda White’ın yanı sıra, The Kills ve Discount’tan tanıdığımız Alison Mosshart, Queens of the Stone Age’den Dean Fertita, The Raconteurs ve The Greenhornes’dan Jack Lawrence da yer alıyor!

Gerçekten her biri müzik alanındaki başarısını kanıtlamış bir dörtlü ile karşı karşıyayız. Fakat yine de, gruptan söz edilirken Jack White daha çok öne çıkıyor. Çünkü şarkı yazımından albümün prodüksiyonuna kadar her aşamada White’ın daha belirleyici olduğu anlaşılıyor. Kısacası, “eşitler arasında birinci” türünden bir konuma sahip kendisi…

Nitekim 2009’un Ocak ayında başlayan kayıtlar da White’ın sahibi olduğu stüdyoda yapılmış. Önceleri bir albüm yapma düşüncesi yokmuş. Ama bir süre sonra, ortaya çıkan şarkıların bir albümde toplanmayı hak ettiğini düşünmüşler. Her şey büyük bir uyum içinde devam edince de, her gün bir şarkı kaydetmişler ve albüm yaklaşık 2.5 hafta sonra tamamlanmış.

The Dead Weather’ın ve Türkiye’de de bu ay satışa çıkan ilk albümleri “Horehound”ın kısa öyküsü böyle…

7O’LERİN ROCK MÜZİĞİNDEN ESİNTİLER

Grubu bir süre önce Conan O’Brien’ın şovuna konuk olduklarında televizyonda izledim. “Horehound”un çıkış parçası “Hang You From the Heavens” öyle güzel geldi ki kulağıma, albümün tümünü dinlemek için sabırsızlandım.

The Dead Weather’ı ekranda görünce, bir an uzun saçlı ve hippi görünümlü rockçıların egemenliğindeki 70’lerden bir grubu dinlediğim hissine kapıldım doğrusu… Ama bunun nedeni, sadece görünümdeki benzerlik değil, müziğin de o döneme yakın duruşuydu.

The Dead Weather üyeleri, yaptıkları müziği “gothic blues” olarak adlandırıyor. Punk etkisindeki blues baladlarından, The Gun Club’dan etkilendiğini her fırsatta dile getiren Jack White için, belli ki Horehound tatmin edici bir çalışma olmuş.

Jack White, kimi zaman bateride kimi zaman vokalde yeteneğini konuştururken, Alison Mosshart da vokalde etkileyici bir performans sergiliyor. Albümün tümünü dinledikten sonra, 70’lerin rock müziğini sevenlerin, Led Zeppelin ve Jimmy Hendrix hayranlarının ilgisini çekebileceğini söyleyebilirim.

Bazı şarkılar ilk anda tam olarak yer etmiyor zihninizde; akılda kalıcı melodiler yerine jam session’ı andıran bölümler dikkat çekiyor. Bu nedenle de, sahnede canlı dinlemenin çok daha iyi sonuç vereceği izlenimini yaratıyor.

Albümün en ilginç şarkısı, kanımca “I Cut Like a Buffalo”. Sürekli tekrar eden bir reggae beat üzerine Jack White’ın yaptığı rap, tekrar tekrar dinleme isteği uyandırıyor.

Güçlü bir bas soundunun yönlendirdiği “Rocking Horse”daki Alison Mosshart ile Jack White düeti, Bob Dylan cover’ı “New Pony” ve enstrümantal “3 Birds” ise, The Dead Weather’ın kalıpların dışına çıkabilecek, gelecek vaat eden bir grup olduğunu gösteriyor.

Bu yeni grup, Jack White’ın daha önceki projeleri kadar büyük liste başarısı kazanır mı bilinmez. Ama diliyorum ki, White’ın sürekli yeni projeler üretip, deneysel çalışmalar yapma tutkusu hiç bitmesin. Eski dönemleri anarken onların üzerine koyduğu yeniliklerle müzikseverleri hep şaşırtsın!

Written by zülalk

20 Eylül 2009 at 09:09