Zülal Kalkandelen / Müzik Yazıları

Archive for the ‘Laurie Anderson’ Category

>Vitrindeki Abümler 24:

leave a comment »

>© Zülal Kalkandelen
Cumhuriyet/ 27 Haziran 2010

LAURIE ANDERSON-Homeland (Nonesuch Records)

Daha ilk dakikasından itibaren “Bu ancak Laurie Anderson olabilir” dedirten bir albüm “Homeland”. Öylesine deneysel, özgün ve etkileyici!

Günümüzün kült haline gelmiş en önemli multimedia sanatçılarından birisi Anderson. 10 yıl aradan sonra çıkardığı bu yeni albümde, vokalleri yine konuşur gibi söylüyor, perküsyon, klavye ve keman çalıyor.

Sanatçının aşk, hayatın zorlukları ve Amerika hakkındaki düşünceleri adeta bir filmden alınmış monologlar gibi. Ülkesine eleştirel bakışını politika, ekonomik çöküş, işkence, din, ilaç bağımlılığı ve bireysel özgürlük erozyonuna odaklanarak aktarıyor. Her zamanki gibi yine keskin zekası ve güçlü hiciv yeteneğiyle yapıyor bunu.

Albüme katkıda bulunanlar arasında önemli isimler var. Lou Reed yeteneğini yalnız prodüksiyonda değil, iki parçada çaldığı gitarıyla da sergiliyor. Antony Hegarty’nin eşsiz sesini iki şarkının vokalinde duyuyoruz.

Yetenekli müzisyen John Zorn saksofonda, Four Tet’ten Kieran Hebden klavyede yer alıyor. Tuvan gırtlak şarkıcılarının vokalde ve igil adlı geleneksel çalgılarıyla yaptıkları katkıyı da özellikle belirtmek gerek.

Anderson, alter egosu Fenway Bergamot’u yalnız albüm kapağına taşımakla kalmamış; 11 dakikalık “Another Day in America” adlı parçada, filtre kullanarak sesini erkek sesine dönüştürmüş.

Genel olarak Hüzünlü bir havada akıp giden albümde tek istisna “Only an Expert”. Gitar, klavye ve perküsyonla hareketlenen bu parçayı birkaç yıl önce Laurie Anderson’dan canlı dinlemiş ve tek kelimeyle büyülenmiştim. Albüm versiyonu da mükemmel olmuş.

Bu albümde son 2 yılda konserler sırasında yazıp geliştirdiği şarkıları toplamış Laurie Anderson. Bana göre kendisi, müzik dünyasının en farklı, en akıllı, en karizmatik kadınlarından birisi. Müzikal kalitenin çıtasını bu kadar yükselten bir albüm, ancak onun gibi bir yeteneğin imzasını taşıyabilirdi.

Duyduğuma göre, İngiliz müzik dergisi NME albüm hakkında berbat bir değerlendirme yapıp 0 vermiş. Zaten yorumlarının çoğuna katılmadığım ve ciddiye almadığım bir dergi…

Bu durumda da şunu diyebilirim: Halt etmişler. Yılın en iyi albümlerinden birisi “Homeland”; dinlemesini bilene tabii… Belki müziği paylaşma eyleminde diğer albümlere göre dinleyiciden daha fazla katılım bekleyen bir albüm, ama bence bu da ayrı bir zevk katıyor işe…

Written by zülalk

28 Haziran 2010 at 06:47

>Özgürlüğün sesleri

leave a comment »

>

© Zülal Kalkandelen
Cumhuriyet Hafta Sonu/22 Mart 2008

18 Mart akşamı New York’ta bir salonda toplanan barış yanlıları, heyecan içinde “Voices of Freedom” diye tempo tutuyordu. Slogan değildi söyledikleri; Lou Reed’le birlikte şarkı söylüyorlardı.

Nasıl heyecan duyulmaz ki?

18 Mart, Irak’ın işgalinin beşinci yıldönümüydü. Üstelik rock müziğin duayeni Lou Reed’e muhteşem bir grup eşlik ediyordu: Kemanda müzik dünyasının çok yönlü ismi Laurie Anderson, vokalde Antony Hegarty, gitarda Moby. Bu kadar da değil; daha kimler yoktu ki sahnede! Usta müzisyen David Byrne, caz vokalisti ve piyanist Norah Jones, indie rock’ın son dönemdeki favori gruplarından Blonde Redhead, alternatif müzik grubu Scissors Sisters, folk müziğin büyüleyici sesi Damien Rice, ünlü dans sanatçısı/koreograf Bill T. Jones, Kanadalı gazeteci/yazar Naomi Klein…

Salondaki herkesin beraber söylediği Voices of Freedom, aslında iki buçuk saat süren olağanüstü güzel bir konserin finaliydi. “Irak’ta barış, Amerika’da adalet” sloganıyla faaliyet gösteren sivil toplum örgütlerine destek amacını taşıyan etkinlik Lou Reed, Laurie Anderson ve Antony’nin ortak fikri olarak ortaya çıkmış.

Gecenin siyasi açıdan taşıdığı önemin yanı sıra, müzik açısından da bir o kadar önemli olduğunu belirtmem gerek. Efsanevi Talking Heads üyesi David Byrne’ü sahnede Norah Jones, Scissors Sisters ve Damien Rice ile birlikte görebileceğimi hiç düşünmezdim. Laurie Anderson’ın, Moby’nin “Honey” adlı şarkısının blues/rock versiyonuna kemanla eşlik edebileceği ise hiç aklıma gelmezdi.

Brooklyn’deki St. Ann’s Warehouse, o akşam öyle ilginç bir konsere sahne oldu ki, müzik tutkunlarını ilgilendirebilecek bazı ayrıntıları yazmadan geçemeyeceğim. David Byrne, “One Fine Day”i seslendirirken bir yerde şaşırınca, “Olmadı; önce burayı tekrar alacağım,” diyerek şarkıyı baştan söyledi ve durumu espriyle geçiştirdi. Görülecek şeydi doğrusu.

“Only An Expert” adlı şarkısını keyboardların elektronik sesleriyle icra eden Laurie Anderson, bana göre gelmiş geçmiş en akıllı, en yetenekli ve en esprili kadınlar listesindeki yerini iyice sağlamlaştırdı. “Sorunları sadece uzmanlar çözebilir, ama kendi kendini bir alanda örneğin terörle savaş konusunda) uzman ilan edenlerin varlıklarını koruyabilmeleri için soruna ihtiyaç vardır. Böylelikle bir süre sonra çözüm diye görülen şeyin kendisi de sorun olur,” dedi şarkısında.

Norah Jones, Kasım 2004’te, Bush ikinci kez başkan seçildiği sırada yazdığı “My Dear Country” adlı şarkıyı söylerken, “Umarım bu kasım ayı o kadar korkutucu olmaz,” diye bir dilekte bulununca salondan güçlü bir destek aldı.

“İÇİMİZDEKİ “ANNE”Yİ BULMAK

İrlandalı sanatçı Damien Rice’ın, gitarının hoparlör bağlantısını kesip, mikrofonsuz söylediği “Cannonball”, bugüne kadar tanık olduğum en etkileyici sahne performanslarından biriydi. (Bu arada Damien Rice’ı dinlerken, bizim festivalciler ya da Babylon ekibi kendisini ülkemizde de ağırlamayı düşünür mü acaba diye geçti aklımdan. Nasıl da yakışır Babylon’a!)

Gecenin kapanış konuşmasını yapmaksa Antony’e düşmüştü. “Ben bu işi yapabilecek en son kişiyim ama rica ettiler” diye başladı konuşmasına ve bir uyarıda bulundu. Dünyada her yeri saran şiddete karşı insan olarak “içimizdeki anne”yi bulmamız gerektiğini düşünüyor Antony. Yanlış anlaşılmasın; laf yalnızca erkeklere değil, bütün insanlara…

Obama ve Clinton’a da mesajı var Antony’nin: “Sadece birisine değil, barış için her ikisinin de aynı hedef doğrultusunda çalışmasına ihtiyacımız var” diyor. Başkanlık yarışı iyice kızışıp işin içine ırk faktörü girmişken çok da yerinde bir uyarı… Geçen yaz İstanbul’da verdiği konserde şarkıları yoğun bir duygusallıkla seslendirdiğini duyduğumuz Antony, bu defa “You’re My Sister”ı söyledi. Ve şarkıyı Irak’takı bütün kadınlara; savaşın içinde yaşayan Iraklı kadınlara ve Amerikalı kadın askerlere adadı.

O akşam sahneye çıkan müzisyenlerin her biri Özgürlüğün Sesi’ydi. Düşüncelerini, duygularını şarkılarla anlattılar; sahip oldukları en büyük yeteneği, daha yaşanabilir bir dünyanın kurulmasına katkı yapmak için kullandılar. Amerikan tarihinin en kritik başkanlık seçimi öncesinde gerçekten çok önemli bir işlev bu.

Written by zülalk

23 Mart 2008 at 20:34