Zülal Kalkandelen / Müzik Yazıları

Archive for the ‘Liszt’ Category

>Klasik Müziğin Genç Fenomeni

leave a comment »

>© Zülal Kalkandelen
Cumhuriyet/ 3 Haziran 2010

Tom ve Jerry, kim bilir kaç çocuğun hayatını etkiledi? Ünlü çizgi filmin etkisi yalnız Amerika’yla sınırlı kalmayıp, gösterildiği bütün ülkelere yayılarak bir popüler kültür fenomenine dönüştü. İşte o fenomen, bir başka fenomeni de yarattı.

Kedi ile farenin bitmeyen kovalamacası, yıllar önce Çinli bir çocuğun hayatını da değiştirdi. Ama 2 yaşındaki Lang Lang’ı etkileyen, kovalamacanın kendisi değil, ona eşlik eden müzikti.

Kedi Tom’un piyanonun üstünde gezinirken patileriyle çaldığı müziği çok sevmiş, ona özenmişti. Franz Liszt’in “Macar Rapsodisi”ni kendisi de çalmak istiyordu. Piyano dersleri almasına bu eser neden oldu.

Bugün 27 yaşında dünyaca ünlü, çok başarılı bir piyanist Lang Lang. Yıllık programı, biletleri tamamen satılmış konserlerle dolu. 10 Haziran’da da Uluslararası İstanbul Müzik Festivali’nin konuğu; Borusan İstanbul Filarmoni Orkestrası ile Şakir Eczacıbaşı anısına verilecek konserin solisti. Schumann ve Chopin’den eserler çalacağı performansı, büyük bir merakla bekleniyor.

Lang Lang’ı hiç tanımayan birine internet sitesinin adresini verin. Bir süre sitede gezindikten sonra muhtemelen şu yorumu yapacaktır: “Kendi müzikal imparatorluğunu kurmuş bir rock yıldızını andırıyor.”

Çünkü bir rock yıldızının sitesinde yer alan her şey var o sitede: Kendi adına üretilmiş ipek eşap, Adidas’ın onun için yaptığı özel tasarım ayakkabı ve hayat hikayesini anlatan kitapların satıldığı online alışveriş mağazası; turne günlüğünden fotoğraflar ve videolar; her türlü sosyal medya aracılığıyla hayranlarla kurulan bağ…

Ancak sitede Lang Lang International Music Foundation adlı bir bölüm daha var. Oraya girdiğinizde görüyorsunuz ki, bu genç müzisyen, yaşından beklenmeyecek büyük işler başarmış.

Ülkesindeki çoçukların hayallerini müzik aracılığıyla gerçekleştirmelerini sağlamak için, The Recording Academy ve UNICEF’in desteğiyle bir vakıf kurmuş. Çin’deki 40 milyon çocuğa piyano çalmaları için esin kaynağı olmuş. Bu nedenle, artık herkesin bildiği “Lang Lang etkisi”nden söz ediliyor.

Büyük ses getiren uluslararası etkinliklerde çalması için davet edilen müzisyenlerin başında Lang Lang geliyor. Varşova’da verdiği konserle Chopin’in 200. Doğum Yılı kutlamalarını tüm dünyada resmen o başlattı. 2008’de Pekin Olimpiyatları’nın açılış gösterisinde çaldı. Münih’te Dünya Futbol Şampiyonası açılış ve kapanışında, Barack Obama’nın ödül aldığı 2009 Nobel Barış Ödülü töreninde dünya yine onu dinledi.

Bu kadar işi yapınca da, Time dergisinin “Dünyanın En Etkili 100 İnsanı” listesine girdi. Bununla da kalmadı; The New Yok Times, onu “klasik müzik gezegeninin en ateşli sanatçısı” ilan etti.

Tabii bu övgülerin yanı sıra, Audi, Versace, Sony Electronic gibi küresel markaların elçisi olmayı kabul ettiği için eleştirilere de hedef oldu.

Ancak eleştiriler bununla sınırlı değil; piyanistliğini beğenmeyenler de var. Bazıları, eserlerdeki duygu yoğunluğunu tam olarak yansıtmayan sıkıcı bir tarzı olduğu görüşünde…

Küresel bir marka haline gelen, punk saçları ve performans sırasındaki abartılı hareketleriyle ilgi odağı olan bir sanatçı Lang Lang.

Ama elbette ki, başarıları, sadece “Lang Lang Inc.” diye anılmasına yol açan ticari ve sosyal faaliyetleriyle açıklanamaz. Asıl tartışılması gereken müzikteki yeteneğidir.

Lang Lang’ın tarzı, özellikle romantik bestecilerin eserlerini çaldığında kulağa garip gelebilir. Kariyerini başlatan “Macar Rapsodisi”ni ondan dinlerseniz, nota geçişlerinin alışıldığı gibi seri değil, daha kesin vuruşlarla direkt olduğunu fark edersiniz.

Eleştirilerin önemli bir kısmı da, yorumladığı parçalardaki ritim farklılıklarından kaynaklanıyor. Ben Lang Lang’ın yorumuyla romantizmin doruklarına sürüklenmesem de, bu tarzı ilginç buluyorum.

İngiliz orkestra şefi Mark Wigglesworth, “sütlü çikolata” diye tanımlıyor onun tarzını. Dinlemesi kolay, yenilikçi ve keyif veren bir yorumu olduğunu söylüyor.

En iyisi konsere gidip bu çikolatanın tadına taze taze bir daha bakmak…

Written by zülalk

03 Haziran 2010 at 16:10

>Yeni Yıl Müzikleri

leave a comment »

>© Zülal Kalkandelen
Cumhuriyet Hafta Sonu/20 Aralık 2008

Yeni yıl yaklaşırken garip bir umut doğuyor insanın içine… Nasıl kapanan her kapının ardından bir yenisi açılabilirse, biten yılın ardından da belki her şeyin daha iyi olabileceği günler gelir… İnsanoğlunun zamanı izleyebilmek için pratik nedenlerle kendi yarattığı takvime böylesine bir anlam yüklemesi ilginç. Bir bakıma da iyi; hiç değilse bir süre yeni bir umut için hayal kuruyor insanlar…

Yeni yılın gelişi, hemen her ülkede benzer şekillerde gösteriyor kendisini. Büyük ikramiyeler dağıtan piyangolar çekiliyor. Caddeler, evler ışıklandırılıyor. Vitrinlerini rengârenk süsleyen mağazalar, bu ekonomik krizde pek şansları olmasa da, yılbaşı indirimleri yapıyor. Müzik sektöründe ise, yeni yıl albümleri dikkat çekiyor.

Bir araştırma yapılıp yeni yıl müzikleri belirlenmek istense, sonuç ne çıkar emin değilim; ama yayımlanan albümlere bakılırsa, dönemin taşıdığı umuda en uygun düşeni klasik müzik. Sakinleştirici etkisinden olsa gerek… Aşağıda bu tür albümlere örnekler verdim. Ayrıca bu albümlerin her biri, yılın bu döneminde güzel birer yılbaşı hediyesi olarak da düşünülebilir.

SARAH BRIGTMAN- A WINTER SYMPHONY (EMI)

2008, dünyanın en tanınmış sopranolarından Sarah Brightman için özel bir yıl oldu. Önce ocak ayında “Symphony” adlı çok başarılı bir albüm yayımladı. İspanyolca, Fransızca, İtalyanca ve Almanca söylediği şarkılarda vokal ustalığını bir kez daha kanıtladı. Sonra Pekin Olimpiyatları’nın resmi açılış gösterisindeki muhteşem performansıyla bütün dünyada takdir kazandı. Şimdi de, kariyerinin ilk noel albümünü yayımlayarak, “Müziğin Meleği” ünvanını pekiştiriyor.

Brightman’ın Kış Senfonisi, bilinen noel şarkılarından oluşuyor ama bazı sürprizlere de yer verilmiş. Albüm, ABBA’nın “Arrival” adlı şarkısının farklı bir versiyonuyla başlıyor. Son yıllarda yeniden gündeme gelen ABBA fırtınası, Brightman’ı da etkilemiş olmalı. Albüm satışı açısından bir taktik olarak planlanmış olsa bile, şarkıyı Sarah Brightman’dan dinlemenin zevkine diyecek yok.

Albümün en güzel parçası ise, Arjantinli müzisyen Fernando Lima ile seslendirdikleri “Ave Maria”. Brightman’ın masalsı sesinin Lima’nın tenor vokaliyle birlikteliği, gerçekten dört dörtlük.

“MUSIC FOR” SERİSİ

Sony BMG, yeni yıl öncesinde bir dizi toplama albüm çıkardı. Özellikle klasik müzik sevenlere hitap edebilecek olan bu serinin “Music For Dinner Parties”, “Music For Romance” ve “Music For Christmas” gibi çeşitleri bulunuyor. Dünyanın en önemli bestecilerinin hiç eskimeyen eserlerini bir arada dinleme olanağı sunan bu albümler, insanı yeni bir başlangıca hazırlıyor sanki…

“Music For Christmas”, doğal olarak daha dini motifli bestelere yer verirken, romantik anlara soundtrack olan büyüleyici melodiler “Music For Romance”da… Albümdeki 11 eser, Liverpool Kraliyet Senfoni Orkestrası, Viyana Filarmoni, Londra Telefilmonic Orkestrası ve Frankfurt Radyo Senfoni Orkestrası tarafından çalınmış.

Albümün bana göre tek kusuru, adını kapakta ilk gördüğümde irkilmeme neden olan bir şarkıyı da içermesi… Titanic filminden “My Heart Will Go On”… Gerçi Celine Dion’un o bıktıran yorumu değil albümdeki… Londra Telefilmonic Orkestrası’na flüt sanatçısı James Galway’in eşlik ettiği bir yorum var, ama ne yazık ki Celine Dion’la öyle özdeşleşti ki bu şarkı…

“Music For Dinner Parties”, kokteyller ve akşam yemekleri sırasında çalınabilecek eserleri bir araya getirmiş. Ama bence, yeni yıla hazırlandığımız günlere en uyanı da, serinin bu albümü olmuş. Çünkü neşe ve umudu en çok bu albümdeki parçalar hissettiriyor.

Bach’ın E Majör Keman Konçertosu ile başlayan albüm, Schubert’in Forellenquintett (Alabalık Beşlisi) adlı eseri ile sona eriyor. Tüm CD boyunca da, Liszt’ten Haydn’a, Kreisler’den Brahms’a uzanan güzel bir müzikal yolculuğa çıkarıyor dinleyeni.

RELAX VOL.3 SMOOTH CLASSICS

Klasik müzik konusunda uzman gazeteci Mark Pappenheim’ın, albüm kitapçığında yer alan yazısında bir ifade dikkatimi çekti. “Bu klasik parçalar, sakin bir şekilde akıp gidebilir, ama gerçek aşkın rotası hiç de öyle olmadı.” Albümdeki eserleri dinlerken pek de fark edilmeyen bir noktaya dikkat çekiyor Pappenheim. “Ne hoş, ne rahatlatıcı” diye dinleğimiz müziklerin önemli bir kısmının esin kaynağı, aslında büyük hırslar, kıskançlıklar ve aldatmacalar.

Örneğin Mozart’ın “Cosi fan tutte” adlı eseri, iki kızkardeşin oyuna gelerek, savaşa gittiklerini düşündükleri erkek arkadaşlarını aldatmalarını konu alan bir komik opera için yazılmış. İşin ilginci, bu hikayeyi bilmeden dinlerseniz, farklı duygular yaratabiliyor.

Üç CD’lik albümde Bach, Beethoven, Debussy, Vivaldi, Chopin, Puccini, Ravelgibi 18., 19. ve 20. yüzyılın büyük bestecilerinin yanı sıra, film müzikleriyle ünlenen John Barry’den de bir eser var. “Out of Africa” filminin unutulmaz müziği albümün yansıttığı hava ile uyumlu bir seçim olmuş. Toplam 31 eserin yer aldığı üç saatlik bir macera bu albüm!

Written by zülalk

20 Aralık 2008 at 22:18