Zülal Kalkandelen / Müzik Yazıları

Archive for the ‘Louis Armstrong’ Category

>Vitrindeki Albümler 47:

leave a comment »

>© Zülal Kalkandelen
Cumhuriyet/ 5 Aralık 2010

WYATT/ATZMON/STEPHEN- “……for the ghosts within” (Domino Records)

Bu albümü almamın ilk ve en önemli nedeni, müziğini ve savunduğu politik görüşleri takdirle izlediğim Robert Wyatt’ın içinde yer aldığı bir proje olmasıydı.

Art rock grubu Soft Machine’in kurucusu Wyatt, uzun yıllardır solo kariyerini sürdürüyor. Yayınladığı birçok solo albümün yanı sıra çeşitli müzisyenlerle işbirlikleri de yapıyor.

Bu defa da, saksofoncu/yazar Gilad Atzmon ve kemancı/besteci Ros Stephen ile çalışmış.

Albümde, “Lush Life”, “In a Sentimental Mood” ve “Round Midnight” gibi caz standartları yeniden yorumlanmış.

Bu yorumların en ilginç tarafı, saksofon, klarnet ve kontrabasa alışılmışın dışında Sigamos Yaylı Dörtlüsü’nün eşlik etmesi. Ros Stephen’ın yaylılar için yaptığı düzenlemeler sayesinde bu çok sevilen parçalara farklı bir özellik katılmış.

Wyatt’ın ünlü falsettosu, bu albümde de yine o tanıdık olgun kırılganlığı sergiliyor. Ancak özellikle açılış şarkısı “Laura” ve “In a Sentimental Mood”da hissettiğimiz bu kırılganlık, albüm boyunca sürmüyor.

Örneğin Louis Armstrong’un “What a Wonderful World”üne yapılan cover’da çok dozunda bir keyif yansıtıyor Wyatt.

Bana göre albümle uyum göstermeyen tek parça “Where Are They Now?”. Wyatt’ın “Dondestan” albümüne adını veren bu şarkı, burada çok daha karışık bir hal almış, Stormtrap olarak da bilinen Filistinli Abboud Hashem’in rap’i ile Wyatt’ın vokalinin karışımı benim kulağıma biraz garip geldi…

Özellikle caz ve avangard çalışmalardan hoşlananlara önereceğim bu çalışma, yılın en iyi albümlerinden birisi.

Albüm açılış şarkısı “Laura”yı aşağıda dinleyebilirsiniz.
http://widget.dominorecordco.com/swf/widget.swf?api_key=E42D1D0264C1DEBA25

Albüm şarkı listesi:

1. Laura
2. Lullaby For Irene
3. The Ghosts Within
4. Where Are They Now
5. Maryan
6. Round Midnight
7. Lush Life
8. What’s New
9. In A Sentimental Mood
10. At Last I Am Free
11. What A Wonderful World

Written by zülalk

05 Aralık 2010 at 17:02

>Notalara Kişilik Veren Piyanist

leave a comment »

>© Zülal Kalkandelen
Cumhuriyet / 8 Kasım 2009

Türkiye’nin önde gelen kültür platformlarından İş Sanat, 10. yıldönümünü görkemli bir programla kutluyor. 8 Kasım’da başlayan 2009-2010 sezonu, birçok önemli müzisyeni canlı dinleme olanağı sunuyor.

Kuşkusuz bunların en başında da, “Bad Henry” lakaplı caz piyanisti ve besteci Hank Jones var. 9 Kasım akşamı İş Sanat Kültür Merkezi’nin konuğu Hank Jones Trio!

Bu yıl 91 yaşına basan ünlü piyanist, yaklaşık 78 yıldır sahnede; hâlâ NYU ve Harvard gibi üniversitelerde caz dersleri veriyor. Geleneksel caz metotlarını “Bebop” ile buluşturan özgün çalış tarzı ve sofistike bir lirizm içeren besteleriyle, caz müziğinin yol göstericilerinden birisi Hank Jones…

Birçok müzisyenin cazdaki yeni akımları denemekten çekindiği bir dönemde, o, bunları kendi tarzını yaratmak için bir fırsat olarak gördü. Hiç yılmadan yıllarca çalıştı; emprovizasyon yeteneğini geliştirirken geleneksel cazın içinde kalmayı başardı.

Mississipi’de müziğin çok önemsendiği 10 çocuklu bir evde yetişmiş Hank Jones. Kilisede ilahiler okuyan babası, cazın kilisede icra edilmesine karşı olsa da, çocuklarına küçük yaşlarda piyano dersleri aldırmış. Sonuçta o evden Hank Jones’la birlikte iki büyük müzisyen daha çıkmış: John Coltrane ile yaptığı çalışmalarla tarihe geçen caz davulcusu Elvin Jones ve usta trompetçi Thad Jones.

13 yaşından itibaren yerel gruplarla birlikte sahneye çıkan Hank Jones, o günden bu yana, gelmiş geçmiş en büyük caz efsaneleriyle çaldı. Hemen akla gelenler, Louis Armstrong, Charlie Parker, Ella Fitzgerald, Miles Davis, Charlie Haden ve Coleman Hawkins

Jones, hepsinden bir şeyler öğrenmiş, ama en çok “Bird” (Charlie Parker) ile çalmaktan heyecan duyduğunu da saklamıyor. Şarkıcılar içindeyse, “Ella en iyisiydi,” diyerek onu diğerlerinden ayırıyor.

Hank Jones’u diğerlerinden ayıransa, müziğe adadığı onca yılın ardından yitirmediği öğrenme isteği… Öğrenmenin sonu olmadığını, en iyi performansını henüz ortaya koymadığını söylüyor.

Duyduğum en iyi performans, Art Tatum’a aitti,” diyor ve en iyi olabilmek için insanın büyük bir ciddiyetle çalışması gerektiğini vurguluyor. Kendisi bugüne kadar yaptığı çalışmalardan mutlak bir tatmin duymasa da, başkalarını memnun etmek onu mutlu ediyor. Her gün yeniden aynı istekle piyanosunun başına geçmesini buna bağlıyor.

Yaşam Boyu Başarı dalında Grammy ile ödüllendirilen bir müzisyenin sözleri bunlar… Sanatı “dokunaklı, şiirsel ve kusursuz” sıfatları ile tanımlanan bir müzisyen böylesine alçakgönüllü olabiliyor…

Başkası olsa, “Marilyn Monroe J. F. Kennedy için ‘Happy Birthday Mr. President’ı söylerken ona eşlik ettim”, “Kariyerimde almadığım ödül kalmadı” ya da “The Ed Sullivan Show’da Frank Sinatra’ya eşlik ettim” diyerek kasılabilirdi. Oysa o, kendisini “Ben yaşadığım müzikal deneyimlerin bir sonucuyum sadece” diyerek tanımlıyor.

Caz tarihine altın harflerle yazılan sayısız albüm kaydeden bu kibar müzisyenin hayatında çarpıcı bir yan daha var: Hiçbir zaman bir “star” statüsünde ticari başarı kazanmadı Hank Jones… Alçakgönüllü ve dikkat çekmekten hoşlanmayan kişiliği nedendi belki de…

Ama yeteneği ve azmi sayesinde sanatında öyle bir noktaya geldi ki, yaptığı müziğin duyarlı kulakların dikkatini çekmemesi olanaklı değildi. “Bir piyanisti dinlediğinizde, her bir notanın kişiliği ve ruhu olmalı” diyor Hank Jones. Onun piyanosundan çıkan notalardaki ruh ve kişiliklerle yüz yüze tanışmak için belki de son şansımız bu konser…