Zülal Kalkandelen / Müzik Yazıları

Archive for the ‘Naomi Klein’ Category

>Özgürlüğün sesleri

leave a comment »

>

© Zülal Kalkandelen
Cumhuriyet Hafta Sonu/22 Mart 2008

18 Mart akşamı New York’ta bir salonda toplanan barış yanlıları, heyecan içinde “Voices of Freedom” diye tempo tutuyordu. Slogan değildi söyledikleri; Lou Reed’le birlikte şarkı söylüyorlardı.

Nasıl heyecan duyulmaz ki?

18 Mart, Irak’ın işgalinin beşinci yıldönümüydü. Üstelik rock müziğin duayeni Lou Reed’e muhteşem bir grup eşlik ediyordu: Kemanda müzik dünyasının çok yönlü ismi Laurie Anderson, vokalde Antony Hegarty, gitarda Moby. Bu kadar da değil; daha kimler yoktu ki sahnede! Usta müzisyen David Byrne, caz vokalisti ve piyanist Norah Jones, indie rock’ın son dönemdeki favori gruplarından Blonde Redhead, alternatif müzik grubu Scissors Sisters, folk müziğin büyüleyici sesi Damien Rice, ünlü dans sanatçısı/koreograf Bill T. Jones, Kanadalı gazeteci/yazar Naomi Klein…

Salondaki herkesin beraber söylediği Voices of Freedom, aslında iki buçuk saat süren olağanüstü güzel bir konserin finaliydi. “Irak’ta barış, Amerika’da adalet” sloganıyla faaliyet gösteren sivil toplum örgütlerine destek amacını taşıyan etkinlik Lou Reed, Laurie Anderson ve Antony’nin ortak fikri olarak ortaya çıkmış.

Gecenin siyasi açıdan taşıdığı önemin yanı sıra, müzik açısından da bir o kadar önemli olduğunu belirtmem gerek. Efsanevi Talking Heads üyesi David Byrne’ü sahnede Norah Jones, Scissors Sisters ve Damien Rice ile birlikte görebileceğimi hiç düşünmezdim. Laurie Anderson’ın, Moby’nin “Honey” adlı şarkısının blues/rock versiyonuna kemanla eşlik edebileceği ise hiç aklıma gelmezdi.

Brooklyn’deki St. Ann’s Warehouse, o akşam öyle ilginç bir konsere sahne oldu ki, müzik tutkunlarını ilgilendirebilecek bazı ayrıntıları yazmadan geçemeyeceğim. David Byrne, “One Fine Day”i seslendirirken bir yerde şaşırınca, “Olmadı; önce burayı tekrar alacağım,” diyerek şarkıyı baştan söyledi ve durumu espriyle geçiştirdi. Görülecek şeydi doğrusu.

“Only An Expert” adlı şarkısını keyboardların elektronik sesleriyle icra eden Laurie Anderson, bana göre gelmiş geçmiş en akıllı, en yetenekli ve en esprili kadınlar listesindeki yerini iyice sağlamlaştırdı. “Sorunları sadece uzmanlar çözebilir, ama kendi kendini bir alanda örneğin terörle savaş konusunda) uzman ilan edenlerin varlıklarını koruyabilmeleri için soruna ihtiyaç vardır. Böylelikle bir süre sonra çözüm diye görülen şeyin kendisi de sorun olur,” dedi şarkısında.

Norah Jones, Kasım 2004’te, Bush ikinci kez başkan seçildiği sırada yazdığı “My Dear Country” adlı şarkıyı söylerken, “Umarım bu kasım ayı o kadar korkutucu olmaz,” diye bir dilekte bulununca salondan güçlü bir destek aldı.

“İÇİMİZDEKİ “ANNE”Yİ BULMAK

İrlandalı sanatçı Damien Rice’ın, gitarının hoparlör bağlantısını kesip, mikrofonsuz söylediği “Cannonball”, bugüne kadar tanık olduğum en etkileyici sahne performanslarından biriydi. (Bu arada Damien Rice’ı dinlerken, bizim festivalciler ya da Babylon ekibi kendisini ülkemizde de ağırlamayı düşünür mü acaba diye geçti aklımdan. Nasıl da yakışır Babylon’a!)

Gecenin kapanış konuşmasını yapmaksa Antony’e düşmüştü. “Ben bu işi yapabilecek en son kişiyim ama rica ettiler” diye başladı konuşmasına ve bir uyarıda bulundu. Dünyada her yeri saran şiddete karşı insan olarak “içimizdeki anne”yi bulmamız gerektiğini düşünüyor Antony. Yanlış anlaşılmasın; laf yalnızca erkeklere değil, bütün insanlara…

Obama ve Clinton’a da mesajı var Antony’nin: “Sadece birisine değil, barış için her ikisinin de aynı hedef doğrultusunda çalışmasına ihtiyacımız var” diyor. Başkanlık yarışı iyice kızışıp işin içine ırk faktörü girmişken çok da yerinde bir uyarı… Geçen yaz İstanbul’da verdiği konserde şarkıları yoğun bir duygusallıkla seslendirdiğini duyduğumuz Antony, bu defa “You’re My Sister”ı söyledi. Ve şarkıyı Irak’takı bütün kadınlara; savaşın içinde yaşayan Iraklı kadınlara ve Amerikalı kadın askerlere adadı.

O akşam sahneye çıkan müzisyenlerin her biri Özgürlüğün Sesi’ydi. Düşüncelerini, duygularını şarkılarla anlattılar; sahip oldukları en büyük yeteneği, daha yaşanabilir bir dünyanın kurulmasına katkı yapmak için kullandılar. Amerikan tarihinin en kritik başkanlık seçimi öncesinde gerçekten çok önemli bir işlev bu.

Reklamlar

Written by zülalk

23 Mart 2008 at 20:34

>Thom Yorke Bu Kez Tek Başına ve Yine Politik

leave a comment »

>© Zülal Kalkandelen
Cumhuriyet Hafta Sonu/5 Ağustos 2006

Alternatif rock grubu Radiohead’in solisti ve beyni Thom Yorke’un, grup elemanlarından ayrı olarak tek başına yaptığı yeni albümü “The Eraser” yayımlandı. Ülkemizde de bu ayın ortasından itibaren satışa sunulacak olan albüm, kısa bir sure önce Mercury Müzik Ödülü’ne aday gösterildi. Radiohead’in “Kid A” ve “Amnesiac” adlı albümlerinin izinden giden “The Eraser”, garip ve bir o kadar da mükemmel sesleri, synthesizer ve bilgisayarda elde edilen elektronik ritimlerle birleştiriyor.

Fakat bu albümde bazı farklı özellikler de var. Birincisi, Thom Yorke’un sesi çok daha net bir şekilde duyuluyor; bu anlamda şarkılar daha vokal ağırlıklı. İkincisi, müzikler daha melodik ve akılda kalıcı. Üçüncüsü, Thom Yorke, Radiohead için yazdığı şarkı sözlerine göre bu albümdeki sözleri daha açıklıkla ve duygusal olarak ifade etmiş.

Buna karşın Thom Yorke, ısrarla “The Eraser”ın bir solo albüm olarak değerlendirilmemesini talep ediyor. Çünkü, hem grubun dağıldığının düşünülmesini istemiyor, hem de albümdeki şarkıların bir bölümündeki sesler, Radiohead üyelerinin yıllardır provalarda birlikte yaptıkları kayıtlardan oluşuyor. Çaldıkları her şeyi bilgisayarına kaydeden Yorke, turneler sırasında otel odasında bilgisayarıyla baş başa kaldığı anlarda bu sesler üzerinde çalışıp yeni melodiler geliştirmiş. Sonra da onların üzerine gerçek gitar ve vurmalı çalgılarla gerekli eklemeleri yapmış. Örneğin, albümdeki favori şarkım “And It Rained All Night”, Radiohead’in son albümü “Hail To The Thief”teki “The Gloaming”den alınan ufak bir parça üzerine kurulmuş. Bir dolu çılgın elektronik sesin ve ritmik perküsyonun kullanıldığı bu şarkının müziği öylesine çarpıcı ki, tekrar tekrar dinleme arzusu yaratıyor.

Çevre korunması konusunda kampanyalar düzenleyen Friends of the Earth (FoE- Yeryüzünün Dostları) adlı uluslararası organizasyonun gönüllü elçiliğini yapan Thom Yorke, bu şarkıda bütün gece yağan sağanak yağmurdan sonra meydana gelen su baskınının yol açtığı felaketi anlatıyor.

“Bugüne kadar yazdığım en kızgın şarkı” diye tanımladığı albümün ilk single’ı olarak yayımlanacak “Harrowdown Hill” ise, İngiliz Savunma Bakanlığı kimyasal silah uzmanlarından Dr. David Kelly’nin ölümünü sorguluyor. Kelly, İngiliz hükümetinin Irak’ta kitle imha silahları olduğu konusunda yanlış bilgi verdiğini söyledikten sonra 2003 yılında bir gün evinin yakınındaki ormanda ölü olarak bulunmuştu. Yorke, bu ormanın adını taşıyan şarkıda şöyle diyor: “Harrowdown Hill… Yattığım yer burası… Düştüm mü yoksa itildim mi? Öyleyse kan nerede?”

37 yaşındaki bu utangaç ve ufak tefek müzisyen, korkularını, dünyanın geleceği hakkındaki endişelerini ve kızgınlıklarını olağanüstü güzellikte anlatma yeteneğine sahip. Genellikle kızgın bir şarkıda müzisyenin sesinin daha sert çıkmasını beklersiniz. Fakat söz konusu Thom Yorke olunca durum farklı; o şarkı söylerken bağırmıyor, aksine sesi oldukça kırılgan ama yazdığı şarkı sözleri öylesine etkili ki, balyoz gibi iniyor kafanıza.

Eğer Radiohead günümüzün Pink Floyd’u olarak görülüyorsa, bunda Thom Yorke’un etkisi çok büyük. Radiohead,1986 yılında kurulduğundan bu yana yaptığı müzikle kendisinden sonra gelen birçok grubu etkileyen, müzikal kaliteden hiç ödün vermeden yoluna devam ederken, aynı zamanda sosyal ve politik konularda ortaya koyduğu tavırla milyonlarca genç insanı etkiliyen bir grup.

Müzik dergisi Roll’un Temmuz sayısını okurken, Pink Floyd konusundaki bir sohbet sırasında Tuğrul Eryılmaz’ın gençlerin Radiohead sevgisi ile ilgili şu sözlerine rastladım: “ ‘Bütün plaklarını alıyoruz, onların yerine bir tane grup dinleyebileceksin, seç bakalım’ deseler, seçeceğin grup belli, Radiohead. Karanlık ama içindeki öfkeyi de sana dışarı vurduran, mutlu eden bir grup.” Tamamen katılıyorum. Radiohead, dünyada olanların farkına varmaları için gençleri düşünmeye sevk ediyor ve onları bir anlamda tutup sarsıyor.

Kanadalı gazeteci Naomi Klein’in yazdığı ve küreselleşme karşıtlarının “İncil”i haline gelen “No Logo” adlı kitabın hayranı olan entelektüel grup elemanları, 2001 yılında “Kid A” albümünün turnesi sırasında, hiçbir ticari markanın konser alanında yer almaması için kendilerine ait özel bir çadırda konser verdiler; internet sitelerini sürekli çeşitli sosyal ve politik konularda mesaj açıklamak için kullanıyorlar.Thom Yorke, 2000 yılında üçüncü dünya ülkelerinin borçlarının silinmesi için düzenlenen kampanyaya aktif destek verdi ve internet sitesinde yayınladığı mesajda borçları silmemekte direnen G8 ülkelerinin liderlerine şu soruyu sordu: “Geceleri nasıl uyuyacaksınız? Çocuklarınıza ne diyeceksiniz?”

Yorke, en dikkat çeken açıklamalarından birini de, 2003 yılının Mart ayında İngiltere’nin Gloucestershire bölgesinde, Amerikan B52 bomba uçaklarının havalandığı yerde Irak Savaşı’nın başlamasını protesto için düzenlenen gösteride yaptı ve şöyle dedi: “Amerika seçimi hileyle kazanan bir grup dinci kaçık bağnaz tarafından yönetiliyor ve bunların iktidarda kalmak için tek yöntemleri savaş başlatmak. Gelecek seçimden önce bu savaşa ihtiyaçları var.”

Thom Yorke’u diğer rock yıldızları gibi görkemli partilerde görmeniz olanaklı değil. O yalnızca, dünyadaki işçileri desteklemek, küresel ısınmaya karşı önlem almak ve uluslararası haksız ticaret kurallarının yoksul ülkeler üzerindeki etkilerinin giderilmesi amacıyla verilen konserlere katılıyor.

Ben, çok başarılı bulduğum “The Eraser” albümü nedeniyle Thom Yorke’a bir kez daha şapka çıkarıyorum. Bir kez daha diyorum; çünkü o Radiohead’le yaptığı çalışmalarla bunu uzun yıllardır zaten hak ediyor. Müziğiyle hayatı daha güzel kılan, bir yandan da dünyanın daha iyi ve adaletli olması için çaba harcayan Thom Yorke’a selam olsun!

Written by zülalk

05 Ağustos 2006 at 22:03

Naomi Klein, Radiohead, Thom Yorke kategorisinde yayınlandı