Zülal Kalkandelen / Müzik Yazıları

Archive for the ‘PJ Harvey’ Category

>Vitrindeki Albümler 58:

leave a comment »

>© Zülal Kalkandelen
Cumhuriyet/ 20 Şubat 2011

PJ HARVEY- Let England Shake (Vagrant Records)

Politik şarkı yazmak sanıldığı kadar kolay bir iş değil; çünkü hem mesajınızı yeterince iyi anlatamama hem de hayranlarınızın bir bölümünü uzaklaştırma riski var. Rock müzisyeni Polly Jean Harvey, yeni albümünde bu zor işe girişmiş. Her zaman sosyal ve siyasi konularla ilgiliydi ama bu kadar doğrudan tavır aldığı bir çalışması olmamıştı.

Albümün en önemli özelliği, Harvey’in savaş karşısındaki tavrı ve bir insanın ülkesine karşı beslediği olumlu ve olumsuz duyguları, utancı, gururu, en belirgin şekliyle ortaya koyması.

Ancak bunu yaparken, hiçbir agresiflik içermiyor. Beni en çok etkileyen tarafı da bu oldu. Sözler ne kadar insanın yüzüne tokat gibi çarpsa da, ses tonuyla onun yaptığı yıkıcı etkiyi dengeliyor.

Albümde savaş dönemlerinde yaşananları gözlemleyen bir anlatıcı rolüne girmiş PJ Harvey. Bağırmadan, öfke krizlerine tutulmadan, sanki bir filmde arka plandaki anlatıcı gibi söylüyor şarkıları. Hatta bazen, örneğin albüme adını veren parçada Björk benzeri bir saflığa ulaştığını söylemek de abartılı olmaz.

Albümün bir diğer dikkat çekici özelliği, PJ Harvey’in daha önceki albümlerinde kullanmadığı enstrümanların bu kayıtta yer alması. Autoharp ve saksofon ikilisi, bilinen PJ Harvey soundunu farklı bir yöne çekmiş; bu kez daha yalın folk melodileri var altyapıda. Bu nedenle, eski albümlere benzer bir sound bekleyenler biraz şaşırabilir.

Beni şaşırtan tek şey ise, Harvey’in böyle muhteşem bir albüm yapıp ülkesinin Irak savaşındaki etkisine değinmemesi oldu. Daha çok eskilere, I. Dünya Savaşı’na bakıp bugün için çıkarsama yapın diyor sanki… Oysa yakın tarihe, Irak Savaşı’na odaklanıp, hayatını yitiren onca insan için Tony Blair ve Gordon Brown‘ı sorumlu tutsa İngiltere’yi iyiden iyiye sallardı…


Let England Shake” adlı şarkıyı Andrew Marr’ın televizyon şovunda stüdyoda Gordon Brown kendisini izlerken söyledi PJ. O sırada Gordon Brown, İngiltere Başbakanı’ydı. Ona bakıp, “Let England shake, weighted down with silent dead. England’s dancing days are done” demiş.

Sarsılmıştır Brown; ama o şarkı, İngiliz hükümetinin son yıllarda Ortadoğu’da yaşanan savaşlardaki rolünü anlatsaydı nasıl olurdu? O zaman Brown o stüdyoya gelir miydi?

Buna karşın kanımca, “Let England Shake”, Polly’nin kariyerinin en önemli albümlerinden birisi. Sanatçının şarkı yazımında, şarkıcılıkta, müzik hayatında tam bir olgunluğa eriştiği bir dönemde yaptığı bu çalışma, benim de artık en favori PJ Harvey albümüm.

PJ Harvey, büyük emek verdiği albümü kendi doğum yeri Dorset’te deniz kenarındaki bir kayalığın üzerinde yer alan, 19. yüzyıldan kalma bir kilisede kaydetmiş. Yapımcılığı, uzun zamandır işbirliği yaptığı John Parish, Avustralyalı müzisyen/prodüktör Mick Harvey ve Flood olarak bilinen İngiliz prodüktör Mark Ellis’le birlikte üstlenmiş.

İki yıl sadece sözleri yazmak için harcamış. Sonra da uzun zaman o ağır sözleri yorumlayacak uygun ses tonunu bulmaya çalışmış. Her bakımdan üzerinde çok çalışılmış, yaratıcı konseptiyle karşısında şapka çıkarılacak bu albüm, PJ Harvey’in müzik dünyasındaki yerini bir singer-songwriter olarak daha da sağlamlaştırıyor.

_

Benim albümde en sevdiğim şarkı “The Glorious Land” oldu. Hem “Şanlı ülkelerimize ne ekilir? Topraklarımızın şanlı meyvesi nedir? Buğday ve mısır değil. Deforme edilmiş, hasarlı, öksüz çocuklar” diyerek dünyanın emperyal güçleri Amerika ve İngiltere’ye meydan okuyor; hem de böyle ağır temalı bir şarkıda bile insanda tempo tutup dans etme isteği yaratıyor.

Let England Shake” adlı şarkının resmi videosu:

The Words That Maketh Murder

Written by zülalk

19 Şubat 2011 at 19:49

Björk, Flood, John Parish, Mark Ellis, PJ Harvey kategorisinde yayınlandı

>21. Yüzyılın Uyuyan Güzeli

leave a comment »

>© Zülal Kalkandelen
Cumhuriyet Hafta Sonu/ 30 Mayıs 2009

Radiohead’in vokalisti Thom Yorke’un “Grimm Kardeşler’in masal dünyasından çıkmış gibi,” diye nitelendirdiği bir şarkıya takıldım son günlerde. Bat For Lashes adlı grup ile tanıdığımız Natasha Khan‘ın seslendirdiği şarkının adı “Daniel“…

Grubun geçen ay çıkan yeni albüm “Two Suns”da yer alan parçanın esin kaynağı, ünlü Karate Kid filminin karakteri Daniel LaRusso. 29 yaşındaki Khan, çocukken hayran olduğu Daniel’a adamış şarkısını…

Pakistanlı bir baba ile İngiliz bir annenin kızı olan Natasha, gerçekten de 21. yüzyılın Uyuyan Güzeli olabilir. Yüzündeki boyalar, kafasındaki tüyler ve üzerindeki farklı kıyafetlerle kendine has bir “neo-hippie” tarzı var.

Bu nedenle, moda dergilerine de kapak oluyor; ama beni asıl ilgilendiren şey, onun görüntüsü değil; dinleyeni masallar diyarında yolculuğa çıkaran şarkıları…

SCOTT WALKER İLE DÜET

Alternatif müziğin son yıllardaki en yaratıcı isimlerinden birisi Natasha Khan. Bat For Lashes’ın ilk albümü “Fur And Gold” ile üç yıl önce tanıdık onu. Müzik sektörünün önemli ödüllerinden Mercury için aday gösterilen bu albüm, kuşkusuz, 2007’nin en başarılı çalışmalarından biriydi.

What’s A Girl To Do?” adlı parçanın Donnie Darko filminden esinlenen videosuyla tüm dikkatleri çekmişti. Natasha’nın, Björk, Tori Amos ve PJ Harvey’i andıran şarkı söyleme tekniği ile anlattığı öyküler de oldukça ilginçti. Sanki her bir şarkısında, tarihin başka bir dönemine gidip, dinleyeni de peşinden sürüklüyordu…

İkinci albümü sabırsızlıkla bekledik… Ve sonunda geçen ay, “Two Suns”ı elimize alabildik. Doğrusu, Bat For Lashes ismini hiç duymamış olsam da, bu albümü kaçırmazdım. Çünkü içinde, Natasha Khan’ın müzik ikonu Scott Walker ile yaptığı bir düet yer alıyor.

1960’lı ve 70’li yıllarda özellikle İngiltere ve Almanya’da başarı kazanan Amerikalı grup The Walker Brothers‘ın unutulmaz solistiydi Scott Walker. Ama grup dağılınca, 1970’lerin sonunda art rock ve deneysel türdeki solo çalışmalara yöneldi. Son 25 yılda sadece üç albüm yayınladı ve bugünlerde iyice kendi kabuğuna çekildi.

Scott Walker, bugüne kadar duyduğum en etkileyici bariton sesin sahibi. Onun katkıda bulunduğu bir projenin kaçırılması, bir müziksever için gerçek bir kayıp olur. Khan ve Walker’ın seslendirdiği “The Big Sleep” adlı şarkı da, bunun son kanıtı. Piyano eşliğindeki bu kusursuz düeti dinlerken adeta zaman duruyor… Son uykusuna doğru yol alan birinin sevdiğine veda ettiği bir şarkı olduğu için mi acaba? Sanmıyorum… Zaman kavramını yok eden o hissi, Scott Walker’ın büyüleyici sesi yaratıyor. Bir ses, bir şarkıya ancak bu kadar yakışabilir…

Scott Walker’a ek olarak, “Two Suns”a konuk olan başka müzisyenler de var. Brooklynli bas ve beat programcısı Yeasayer ve gospel şarkıcıları albüme katkıda bulunanlar arasında…

Ayrıca bu defa, alternatif rock grubu Ash’in eski gitaristi Charlotte Hatherley de Bat For Lashes ekibinde yer alıyor. Başarılı gitarist Hatherley, bugünlerde gruba dünya turnesinde de eşlik ediyor.

İKİLİK KONSEPTİ

Natasha Khan, albümdeki şarkıları yazarken aşktan, yol filmlerinden ve toplumun dışladığı insanlardan esinlenmiş. İnsanın arayış dürtüsüyle atıldığı bir macera sonunda içine düştüğü kaybolma duygusu, merak uyandırıyor elbette… Ama daha ilginç olan, albümdeki ikilik konsepti. Bu konseptle anlatılan, romantik bir ikili olabileceği gibi, aynı karakterin iki farklı davranışı ya da karşıt bir ikili de olabiliyor.

Natasha Khan, “Two Suns” (İki Güneş) adının yaptığı çağrışıma uygun olarak, şarkılarda iki farklı karaktere bürünüyor. Birisi kendisi; diğeri Pearl adını verdiği bir sarışın, New York’un çılgın gece yaşamını sembolize eden bir karakter. Bu iki karakteri konuşturduğu şarkılarda, aslında kendi kişiliğinin en uç noktalarını göz önüne seriyor.

İkilik felsefesine atıf yapan “Two Planets“, daha ilk dinleyişte çarpıcı müziğiyle akılda yer ediyor. Uzay gemisinden yapılan bir anonsu andıran bir sesle başlayıp, güçlü davul vuruşlarıyla devam eden şarkının sözleri de ilginç. Hayatın hem çok karanlık hem de aydınlık olduğunu söylüyor Natasha Khan, ama ardından ekliyor: “Gecesiz gündüz olmaz…” Sonra da sevdiğine sesleniyor: “Sen de benden ayrılmamalısın”…

Bat For Lashes’ın ikinci albümünün, öncekine göre biraz daha elektronik olduğunu söylemek mümkün; progresif pop denilen türe daha yakın duruyor. Folk şarkıcılarının söylemi, synthesizer sesleri ile başarıyla birleştirilmiş. Piyano ağırlıklı şarkılarda ise, insanın aklına ister istemez Kate Bush geliyor; çünkü yadsınamayacak bir benzerlik söz konusu…

“Two Suns”, belki ticari radyolarda, önceliği magazine veren ya da müziği magazin kategorisinde değerlendiren yayın organlarında yer almayacak ve en çok satılanlar listesinde gözükmeyecek… Ama eminim, Bat For Lashes, yaratıcı ve yeni çalışmaları arayan kulakların radarından kaçmayacak.

Written by zülalk

31 Mayıs 2009 at 09:45