Zülal Kalkandelen / Müzik Yazıları

Archive for the ‘Portishead’ Category

>Vitrindeki Albümler 36:

leave a comment »

>© Zülal Kalkandelen
Cumhuriyet/ 19 Eylül 2010

BLONDE REDHEAD-Penny Spakle (4 AD)

Alternatif rock grubu Blonde Redhead, kariyerinin 15. yılında yayımladığı “Penny Sparkle” adlı çalışmayla dümeni electro-pop’a doğru kırdı.

Grup, bu yıla kadar gitarın başrolü üstlendiği albümleriyle indie rock, “no wave” gibi türlerin önde gelen isimlerinden birisi olmuştu. Bu kez, daha yavaş tempolu, minimal enstrümantasyonla dikkat çeken, synth’lerin öne çıktığı bir albüm yapmayı tercih etmişler.

Bu sound farklılığı, Blonde Redhead için yeni ve takdir edilmesi gereken bir macera. Aslında Japon vokalist Kazu Makino’nun büyüleyici sesi ile İtalyan kardeşler Amedeo Pace ile Simone Pace’in birlikteliği de başlı başına müzikal bir macera…

Bu ekibe prodüksiyon ikilisi Van Rivers ve daha önce Fever Ray, Massive Attack, Bat for Lashes ile çalışan The Subliminal Kid’in katılımı da gerçekleşince, yeni albümde elektronik unsurların daha fazla kullanılmasına şaşırmamak gerek.

Şarkıları dinlerken Makino’nun sesi, sakin ama ruh hali sık değişen bir kadın izlenimi veriyor. Böylece, sonu hüsranla biten bir ilişkinin verdiği kırıklık, albüme son derece başarılı bir şekilde yansıtılmış.

Blonde Redhead’in bu albümdeki sounduyla The XX, Portishead gibi grupları hatırlattığı yorumları yapılıyor. Minimalist soundu ve yumuşacık vokalleri düşünülecek olursa doğru bir yorum bu. Ancak ben daha çok Bat for Lashes ile benzerlik hissettim.

Sonbaharı karşılamak için çok uygun, dingin bir güzellik sunuyor “Penny Sparkle”…

Reklamlar

Written by zülalk

20 Eylül 2010 at 16:46

>Vitrindeki Abümler 6:

leave a comment »

>© Zülal Kalkandelen
Cumhuriyet/ 14 Şubat 2010

MASSIVE ATTACK-HELIGOLAND (Virgin Records)

Sonunda yedi yıllık bekleyiş bitti ve trip-hop’ın dev ismi Massive Attack’ın yeni albümü “Heligoland”e kavuştuk.

90’larda “Blue Lines, “Protection” ve “Mezzanine” adlı unutulmaz albümlerle Bristol soundunu yaratan grubun, bundan sonra her yaptığı, o albümlerle kıyaslanır oldu. “Heligoland”e de o açıdan yaklaşırsanız, onlar kadar kusursuz olmadığını düşünebilirsiniz.

Ancak kanımca, grubun 2003 tarihli çalışması “100th Window”dan sonra “Heligoland”e giden çizgisi, hayli yukarı çıkmış durumda. “Mezzanine” ile kıyaslarsak, bu albümde daha yumuşak ve daha elektronik bir sound var.

En dikkat çeken bir diğer unsur, adeta bir yıldızlar geçidini andırırcasına, ünlü müzisyenlerle yapılan işbirliği. Bunun nedeni, aslında Massive Attack’ın üzerinde çalıştığı ve neredeyse tamamladığı yeni albümün YouTube’a sızdırılması oldu. Ama her şeyin sona erdiğini düşündükleri bir anda, diğer sanatçılarla yaptıkları işbirlikleriyle adeta yeniden doğdular. İlk olarak, Damon Albarn‘la gerçekleştirdikleri kayıtta işlerin yolunda gitmesi, diğerlerinin de yolunu açtı ve Heligoland böylece ortaya çıktı.

Albüme prodüksiyonda Portishead’den Adrian Utley ve DFA’den Tim Goldsworthy’nin yanı sıra, vokallerde Elbow’dan Guy Garvey, Mazzy Star’dan Hope Sandoval, TV On the Radio’dan Tunde Adebimpe, İngiliz şarkıcı Martina Topley-Bird ve yukarda da belirttiğim gibi Damon Albarn katkıda bulunmuş.

Hope Sandoval’ın pürüzsüz sesiyle eşlik ettiği “Paradise Circus”, daha ilk dinleyişte insanı sürüklüyor. Ama işin doğrusu, hepsinin içinde en etkileyici vokal, yine grubun uzun süredir beraber çalıştığı Horace Andy. “Mezzanine”de “Angel” neyse, “Heligoland”de “Girl I Love You” da o…

Şu kesin ki, kimse, ürpertici vokallerle buluşan elektronikanın yarattığı melankoliyi, Massive Attack kadar seksi ve romantik hissettiremedi. Temmuz ayındaki İstanbul konseri öncesinde albümü şimdiden dinlemenizi öneririm.

Splitting the Atom” adlı şarkıya çekilen video klibi izlemek için buraya tıklayın. Şarkının vokallerini Massive Attack elemanları Robert del Naja (3D) ve Grant Marshall (Daddy G) ile Horace Andy birlikte söylüyor.

Bu arada İngiliz gazetelerine albümle ilgili ilginç bir haber yansıdı. Grubun Heligoland’in tanıtımı için Londra metrosuna reklam vermesi yasaklanmış! Gerekçe de, kapak resminin graffitiye benzemesi. Kapak resmini Robert del Naja ve sanatçı Tom Hingston‘ın tasarlandığını düşünürseniz, durum iyice tuhaf… Londra metrosunun yetkilileri, graffitiyi sokak sanatı olarak kabul etmiyorlar herhalde…

>Caza Hava Muhalefeti

leave a comment »

>© Zülal Kalkandelen
Cumhuriyet/ 17 Temmuz 2009

İstanbul Caz Festivali’nin “Yeni Ozanlar” serisini her yıl büyük bir heyecanla beklerim. Bu yıl da öyle bekledim. Ancak festivalin son gününde şiddetli yağmur yağınca, korkulan oldu ve konserin kaderi değişti.

Akustik folkun başarılı ismi Emiliana Torrini’yi İstanbul Modern’in bahçesinde dinlemeyi umarken, konsere saatler kala mekânın değiştirildiğini öğrendik. Zorunlu olarak kapalı bir yer bulunmuştu; ama ne yazık ki orası Emek Sineması’ydı…

Zaten konser için hiç uygun olmayan salonda, bir de ek olarak havalandırma çok yetersizdi. Nefes alınmaz hale gelen salonda asıl perişanlığı yaşayanlarsa müzisyenler oldu.

İzlandalı sanatçı Torrini, gece boyunca yüzünden akan terleri silerken güler yüzünü hep korudu. Hatta “Bir daha hiç yıkanmayacağım. Bütün teri üzerimde tutup Türkiye’deydim diyeceğim,” şeklinde espri bile yaptı.

Ve konser başlayalı henüz bir saat olmuştu ki, dinleyicilere veda etti. Bis için geri dönüp birkaç şarkı daha söyledi; ama konserin toplam süresi 1.5 saati bulmadı.

Bunları yazmamın nedeni, festival organizasyonunu eleştirmek değil. Son anda ortaya çıkan aksiliğin giderilmesi için büyük çaba harcandığına eminim.

Fakat o gece yaşananlar bir kez daha kesin olarak gösterdi ki, Emek Sineması artık hiçbir ihtiyaca yanıt vermiyor. Bu nedenle, bir an önce yenilenip, tarihi önemine yakışır hale getirilmeli!

SESLE YARATILAN FARKLI KİŞİLİKLER

Salon fiziki anlamda gerçekten sıcaktı; ama Torrini’nin seslendirdiği duygular da sıcaktı. İzlanda denilince insanın aklına uzaklarda soğuk bir ülke geliyor. Ama ilginçtir; o ülkeden çıkan müzikler de hep çok dokunaklı oluyor.

Emiliana Torrini’yi İzlanda müziğini konu alan “Music from the Moon” adlı belgeselde izlemiştim. Ülkesindeki insanların yaşama bağlanmak için müziğe tutunduğunu anlatmıştı orada…

Emek Sineması’nda ter içinde şarkı söylerken gülümsemesini sağlayan da yine melodilerdi. Çocuksu sesiyle umutlardan, sevgiden söz ederken, daha çok utangaç bir kız edası vardı üzerinde.

Torrini, ses rengi ve yorumu nedeniyle, ünlü İzlandalı şarkıcı Björk’e benzetilir çoğunlukla. Onu andırdığı anlar var; ama bazı farklı özelliklere de sahip.

32 yaşındaki sanatçı, kimi şarkılarda saflığından sıyrılıp olgun bir kadın haline bürünüyor. Fakat hareketleriyle yapmıyor bunu; çünkü sahnede hep aynı yerde, mikrofonun önünde duruyor.

Torrini’nin sırrı, sesini kullanma tekniğinde. Değişik anlamlar yüklediği sesiyle farklı kişiliklere bürünüyor. Bu da, aldığı opera eğitiminin etkisi olsa gerek…

Bunu özellikle 1999 albümü “Love in the Time of Science”da yer alan şarkıları söylediğinde gözlemlemek mümkündü. Trip-hop etkisindeki tarzıyla, Björk’ü değil, daha çok Portishead’den Beth Orton’ı anımsattı.

Emiliana Torrini, “Yüzüklerin Efendisi: İki Kule” filminin bitiş jeneriği sırasında çalan “Gollum’s Song”u seslendirdiğinden bu yana bütün dünyada tanındı. Umarım İstanbul’a tekrar gelme fırsatını bulur ve biz de daha uygun bir ortamda dinleyebiliriz kendisini…

Written by zülalk

17 Temmuz 2009 at 21:04

>Chill Out Festival İstanbul 3 Yaşında

leave a comment »

>

© Zülal Kalkandelen 2008
Cumhuriyet Hafta Sonu/17 Mayıs 2008

Özellikle İstanbul gibi stresi bol kentlerde yaşayanlar, hafta sonları rahatlamak için kaçacak yer arıyor. Kışın hepimiz yeterince kapalı mekanlarda tıkılıp kaldık. Ama artık bahar geldiğine göre, seçeneklerimiz daha fazla. “Gelecek hafta sonu nereye gitmeli?” diye düşünüyorsanız, size iyi bir önerim var: 25 Mayıs Pazar günü Kemerburgaz’daki Kemer Golf & Country Club’a doğru yola çıkabilirsiniz. Hayır, golf oymamak için değil; çimenlere uzanıp müzik dinlemek için! Çünkü Chill-Out Festival İstanbul, üçüncü yılını bu 10 kilometrelik orman alanının içindeki mekanda kutlayacak.

FARKLI ZEVKLERE HİTAP EDEN MÜZİK

Ülkemizin beğenilen downtempo müzik radyosu Lounge 102 tarafından düzenlenen festival, öğle saatlerinde başlayacak ve kesintisiz 12 saat sürecek. Etkinliğin en dikkat çekici özelliklerinden birisi, katılan sanatçıların cazdan trip-hop’a, latin’den etnik tarzlara kadar geniş bir müzikal yelpazeden seçilmiş olması.

Canlı performansları izlenebilecek grup ve sanatçılar arasında en merak edileni Morcheeba. İngiliz grup, trip-hop, rock, R & B ve pop etkilerini yumuşak vokallerle birleştiren müziğiyle ünlü. 1990’ların ortasında müzisyen kardeşler Paul ve Ross Godfrey’in kurduğu grup, toplama downtempo albümlerinin de vazgeçilmez ismi.

Bana göre Morcheeba’yı en ilginç kılan özellik, yaptıkları müziği kategorize etmenin zor oluşu. Zaman zaman değişik yöntemler kullanıp hiç beklemediğiniz yollara sapabiliyorlar, Bu bazen ilk anda garip gelse de, ortaya çıkan eklektik soundu bu maceracı anlayışa borçluyuz. Solistleri Skye Edwards’ın olağanüstü güzellikteki duygusal vokalinin, grubun uluslararası başarısındaki katkısı büyük. Morcheeba, İstanbul’da, sevilen eski şarkılarının yanı sıra, bu yıl çıkardıkları “Dive Deep” adlı albümden de yeni şarkılar çalacak.

EUROVISION’DA FRANSA’YI TEMSİL EDEN TELLIER DE GELİYOR

Festivalin bir diğer ilginç konuğu Sebastien Tellier. Ülkemizde ilk kez konser verecek olan Tellier, bu yıl Eurovision Şarkı Yarışması’nda Fransa’yı temsil ediyor. Üstelik Fransa için bir ilki gerçekleştirip şarkıyı İngilizce söyleyecek. Yarışmanın ertesi günü festivale katılacağı için, belki de bir Eurovision galibini ağırlıyor olacağız.

Tellier adını, özellikle 2001 yılında Fransız elektronik müziğinin en başarılı temsilcilerinden Air ile çıktığı turda duyurdu. 2005 yılında yaptığı hümanizm, sevgi ve barış konularına değinen “Politics” adlı albümüyle oldukça iyi tepkiler aldı. Bu albümde yer alan “La Ritournelle” adlı şarkı, bir dönem hemen her yerde çalıyordu ve birçok reklam filminde kullanıldı. Tellier, bu yıl ünlü grup Daft Punk’ın katkılarıyla “Sexuality” adlı bir albüm yayımladı. Adından da anlaşılabileceği gibi, albümdeki şarkıların esin kaynağı, aşk ve sevişme… Dinlemeye değer mutlaka.

Kaliforniyalı ikili Bitter:Sweet ise, melodileriyle Kemerburgaz’a Hollywood esintilerini taşıyacak. Çünkü onları özellikle film ve dizi müzikleriyle tanıyoruz. Şarkıları, “The Devil Wears Prada” başta olmak üzere birçok Hollywood yapımında ve “Grey’s Anatomy”, “Nip Tuck”, “Desperate Housewives” gibi ülkemizde de yayınlanan dizilerin soundtrack albümünde yer aldı. Kendileri, trip-hop ile caz’ı birleştiren müziklerini, Portishead, Zero 7, Serge Gainsbourg ve Everything But the Girl karışımı olarak tanımlıyorlar. Gerçekten heyecan verici bir tanımlama…

Bu yazıya ayrılan yerde 12 saatlik bir festivale katılan tüm gruplardan söz etmek olanaklı değil tabii ki. Bu nedenle fikir vermesi açısından bazı örnekler seçtim. Bunların dışında, İngiltere’den Ralfe Band, The Cuban Brothers, ABD’den Pacha Massive ve Avusturya’dan Parov Stelar’ın da aralarında olduğu başka katılımcılar da var. Ama bundan daha da fazlası, açık hava, bol oksijen ve yeşillik Chill Out Festival İstanbul’da!