Zülal Kalkandelen / Müzik Yazıları

Archive for the ‘Scorpions’ Category

>Yazarların DJ’lik Macerası

leave a comment »

>© Zülal Kalkandelen
Cumhuriyet/ 5 Kasım 2009

Kültür Servisi Şefimiz Celal Üster, İstanbul Tanpınar Edebiyat Festivali’nin kapanış partisi hakkında bir yazı yazmamı önerdiğinde eğlenceli olabileceğini düşündüm.

Beyoğlu’ndaki Ghetto adlı kulüpte yerli ve yabancı yazarlar DJ’lik yapacaktı. Profesyonel DJ olmadıklarından, scratching, mixing gibi yetenekleri de olmasa gerekti.

Kendilerine ayrılan 15-20 dk.’lık sürede sadece şarkı çalacaklarsa, seçimleri ilginç olabilirdi. O kadar kısa bir sürede, ya kendi oturma odalarında dinledikleri şarkıları çalacaklardı ya da profesyonel bir DJ gibi şarkı araştırması yapıp, gelenleri eğlendirme yolunu tercih edeceklerdi.

Gecenin sonunda durum şuydu: Biri hariç bütün yazarlar, birinci yolu seçti. O istisna yaratan kişi, Sloven yazar Andrej Blatnik’di. Bir Eddy Grant klasiği “Give Me Hope Jo’anna” ile başladığı setine aynı dinamizmle devam etti. Dans edenlerin sayısı aniden arttı, sonuçta en çok alkışı Blatnik aldı. Bir ara yanıma gelen yazarı kutlama olanağı da buldum. Meğer bir zamanlar bir punk grubunda bas çalıyormuş, birkaç sene öncesine kadar da profesyonel DJ’lik yapıyormuş.

Sanırım bir de hayal kırıklığı yaratanlardan söz etmek gerek… Aksi halde yazı eksik kalır. Bana göre bu konuda öncülük, yazar Berrin Karakaş’a aitti. Belli ki DJ’lik yaparken çok eğleniyordu ama aynı durum salondakiler için geçerli olamadı. “Derbeder oldum” bağrışları arasında performansını noktalarken, hakikaten dinleyiciler de derbeder olmuşa benziyordu.

Bulgar yazar Ludmila Filipova ise, en garip şarkı seçimleri konusunda herkesi geride bıraktı. 1970’lerde Eurovision’da Bulgaristan’ı temsil edebilecek türden şarkılar çaldı. “Maria” diye inleyen bir şarkıdan sonra, sırayı parti boyunca bir ikili halinde gezdiği Tuna Kiremitçi’ye bıraktı. Gecenin en muhteşem şarkı geçişi de o anda yaşandı. Setine U2’dan “In the Name of Love” ile başladı Kiremitçi. Bu sarsıcı değişim bende şöyle bir düşünce yarattı: Bir önceki set, o kadar kötüydü ki, ancak aşk adına çekilirdi…

Yekta Kopan ve Hakan Günday’ın seti sırasında Ghetto bir rock bara dönüştü. “L’ombelico del mondo” ile yaptıkları giriş, ortalığı hareketlendirmişti ama sonradan ağırlıklı bir şekilde Türkçe rock çalmaya başladılar. Ve bir de baktık ki, herkes kendini yanındakiyle sohbete vermiş…

Özellikle fotoğrafçıların beklediği DJ, “Olasılıksız” adlı kitabıyla satış rekorları kıran Amerikalı yazar Adam Fawer’dı. Öğrendiğime göre, diğer bütün yazarlar, çalacakları şarkıları önceden belirleyip yanlarında getirmiş. Fawer ise, Ghetto’nun arşivinde kayıtlı olanlar arasından seçim yapmış. Bunu duyunca, The Offspring’den “Pretty Fly for a White Guy”, Scorpions’dan “Rock You Like a Hurricane”i çalması şaşırtıcı olmadı…

Gece başladığında, 12 olmadan oyun havaları çalınacağına dair bir öngörüde bulunmuştum. Haklı çıktım. Gönül Kıvılcım ve İngiliz yazar Andrew Miller, DJ’lik yaparken aniden başladılar karşılıklı göbek atmaya…

Aslında anlatacak çok şey var ama fazla yerim yok. Sadece birkaç tespitle bitireceğim yazıyı:

1-Ortaya çıktı ki, yaşları 35-45 arasında değişen yazarlar, günümüz müziğini pek izlemiyor; bu nedenle de, gece sanki bir 80’ler ya da 90’lar partisi havasındaydı.

2-DJ’lik kolay iş değildir. Herkesin hoşlanabileceği şarkıları çalıp eğlendirmek asla göründüğü kadar basit değildir. Her şeyden önce iyi müzik bilgisi gerektirir.

3-Yazarların kitaplarını okuyun ama müzik zevklerine pek de güvenmeyin. Ancak hem müzisyen hem edebiyatçıysa, iş değişebilir.

Reklamlar

Written by zülalk

05 Kasım 2009 at 21:31

Eddy Grant, Scorpions, The Offspring, U2 kategorisinde yayınlandı

>Scorpions’ın Gitaristi Rudolf Schenker: "Boğaz Köprüsü Gibiyiz!"

leave a comment »

>© Zülal Kalkandelen
Cumhuriyet Hafta Sonu/23 Ağustos 2008


(Fotoğraflar: Steve Jennings)

Dünyanın en başarılı hard rock gruplarından Scorpions, “Humanity- Hour I” adlı son albümünün dünya turnesi kapsamında dün gece İstanbul Parkorman’da konser verdi. Biz de bu vesileyle, 15 yıl aradan sonra ülkemize ikinci kez gelen grubun kurucularından gitarist Rudolf Schenker’le konser öncesinde söyleşme olanağı bulduk.

Son albümünüz hayranlarınız ve eleştirmenler tarafından oldukça iyi karşılandı. Siz bu albümü Scorpions’ın tarihinde nasıl bir yere koyuyorsunuz?

Bu albüm bizi müzikal anlamda ilk çıkış yaptığımız yere, o bilinen heavy rock sounduna geri götürdü. Bu defa ünlü prodüktör Desmond Child ile çalıştık. Benim bu albümle ilgili duygularım çok olumlu. Yıllar önceki o enerjiyi yeniden hissettiriyor.

Daha öncekilerden farklı olarak, bu albümde “insanlık” etrafında dönen genel bir konsept var. Bunun nedeni ne?

Bu fikir Desmond Child’a ait. Dünyanın içinde bulunduğu ortamda bir şeyler yapabileceğimizi, gençlerin söylediklerimizi dinlediğini söyledi. İnsanlar olarak doğaya ve birbirimize karşı yeterince özen göstermiyoruz. Biz de bu konuda bir uyarı yapmak istedik. Linkin Park da böyle bir abüm yaptı, arkasından başkaları da geldi. İnsanlar aynı dönemde bunları dinleyince, gelecekte bir felaketle karşılaşmama konusundaki duyarlılığa katkıda bulunulmuş oldu. Biz de, geçmişte kadınların peşindeki erkekler hakkında birçok güzel şarkı yaptıktan sonra, bu defa daha olgun bir albüm yapmak istedik.

Albümde karanlık şarkıların yanı sıra umut dolu olanlar da var. Dinleyicilere bunlarla vermek istediğiniz asıl mesaj ne?

İnsanların yalnızca para ve güç peşinde koşmayıp kalplerinin sesini daha çok dinlemesini ve sevgiye önem vermesini istiyorum. Albümde o bilinen “savaşma seviş” dileği yatıyor. Herkes çok güzel bir hayat istiyor. Ama bunun için asıl ihtiyacımız olan güç değil, zekâ ve sevgi. Örneğin şimdi Amerika’da başkan adayı Obama da barışçıl yöntemleri egemen kılmaya çalışıyor. Benim dileğim de, barış dolu bir dünyada yaşamak. Müzik bu dileği gerçekleştirmede bir araç olabilir. Çünkü çok farklı kuşaklara ve ülkelere ulaşmamızı sağlıyor.

Scorpions, hiçbir zaman politik bir grup olmadı. Ama bu söyledikleriniz tam tersi…

Politik değiliz ama insani konularla ilgiliyiz. Bu konuya yaklaşımınıza bağlı. İnsani mesajları politik olarak yorumlamak da olanaklı. Rusya’da “Still Loving You” ve “Wind of Change” adlı şarkıları söylediğimizde müthiş karşılandı. Bu sayede onlarla dostluk kurabildik. Müzik de, kültürler ve dinler arasında dostluğu sağlamak için kullanılabilir. Türkiye’ye ilk geldiğimizde, tekne ile bir plaja gitmiştik. Giderken de Avrupa ile Asya’yı birleştiren Boğaz Köprüsü’nün altından geçtik. Benim için büyüleyici bir şeydi bu. Scorpions da o köprü gibi farklı kültürleri müzikle birbirine bağlıyor!

Albümdeki şarkılardan birisinin adı “Love Will Keep Us Alive”, bir diğerininki ise “Love Is War”. Bu oldukça ironik değil mi?

Evet, bence de öyle! Ama nasıl düşündüğünüze göre de değişir. Çekici duvara çivi çakmak için de kullanabilirsiniz, bir insanı öldürmek için de. En önemli nokta şu: Olumsuz bir şeyi olumluya çevirebilmek için ona karşıt yöntemle karşılık vermek. Bu, çok eski bir Doğu felsefesidir, Judo gibi. Size karşı güç kullanan birine aynı şekilde yanıt vermek yerine sevgiyle yaklaşırsanız, karşıdakinin gücü kırılır.

Scorpions, 45 yıldır müzik dünyasında yer alan, uluslararası alanda ün kazanmış, çok başarılı bir grup, Tüm kariyerinizi düşününce sizi hâlâ heyecanlandıran en büyük olay neydi?

Kremlin’e davet edilip konser veren ilk rock grubu olmak muhteşemdi. Üstelik o zaman Gorbaçov görevdeydi. Gerçekten inanılmazdı. Bizimle tam 45 dakika boyunca konuştu. Berlin’de duvar yıkıldığında gerçekleştirilen “The Wall” konserine katılıp Pink Floyd’dan Roger Waters ile çaldık. O da olağanüstüydü. Birçok unutulmaz olay var Scorpions’ın tarihinde. 1993’teki İstanbul konserimiz de bunlardan birisidir. Hatırlıyorum, o yıllarda Türkiye ile Almanya arasında bir gerginlik söz konusuydu. Almanlar’ın Türkler’in dostu olmadığına dair bir izlenim vardı. İstanbul’a geldiğimizde dost olduğumuzu gösterip, o izlenimi yok etmeye çalışmıştık. Ama Türkiye’de çok iyi karşılandık ve hep birlikte çok güzel bir gece yaşadık.

Written by zülalk

23 Ağustos 2008 at 21:22

Rudolf Schenker, Scorpions kategorisinde yayınlandı