Zülal Kalkandelen / Müzik Yazıları

Archive for the ‘Talking Heads’ Category

>Vitrindeki Abümler 8:

with one comment

>© Zülal Kalkandelen
Cumhuriyet/ 28 Şubat 2010

PETER GABRIEL-Scratch My Back (Virgin Records)

Peter Gabriel, yaklaşık yedi yıllık bir aradan sonra Bob Ezrin prodüktörlüğünde yeni bir albüm yayınladı. Ancak, progresif rock grubu Genesis’in vokalisti olarak ünlenen müzisyen, kendisi de iyi bir besteci olmasına karşın, bu defa da yeni şarkı yazmamış.

Scratch My Back”, Gabriel’in en sevdiği sanatçıların şarkılarını yorumladığı bir cover albümü. Bu sanatçıların arasında, kendi döneminin devleri David Bowie, Paul Simon, Lou Reed, Randy Newman, Neil Young ve Talking Heads’le birlikte; günümüzden Radiohead, Arcade Fire, Bon Iver, Elbow, The Magnetic Fields ve Regina Spektor da yer alıyor.

“Scratch My Back”, bir cover albümü olmakla birlikte, onu diğerlerinden ayıran bir özelliği var. Peter Gabriel, bu albümde şarkılarını söylediği her sanatçı ya da grubun, karşılık olarak onun şarkılarından birisini söylemesini talep ediyor. Böylece, ortaya çıkan çalışmalar, her ay iki şarkılık bir single olarak yayımlanacak.

Ardından hepsinin bir araya geldiği toplu bir albüm piyasaya çıkacak. O albümün adının ise, “I’ll Scratch Yours” olacağı açıklandı. İlk başta pazarlama açısından akıllıca bir yöntem olarak görülse de, bence cover albüm anlayışına yeni bir boyut getirdiği için oldukça yaratıcı.

Albümün müzik açısından en dikkat çekici özelliği, şarkıların gitar ve bateriden arındırılarak, basit bir orkestral düzenlemeyle, bazen sadece bir piyano eşliğinde ve daha çok Peter Gabriel’in sesini ön plana çıkaracak şekilde yorumlanması. Belli ki, ünlü müzisyen, bir şarkıcı olarak farklı düzenlemelerle neler yapabileceğini görmek istemiş.

Albümde tek tek şarkılar bazında başarılı olanlar da ver olmayanlar da… Örneğin Talking Heads’den “Listening Wind”de funk havası bir kenara bırakılınca, şarkının sözleri daha belirgin hale gelmiş ve eski halinden daha dokunaklı bir melodi çıkmış ortaya.

Ama aynı şeyi her şarkı için söyleyemem. Orijinal “Heroes”u mükemmel kılan şey, Bowie’nin naif bir hayalciliği yansıtan yorumudur. Oysa Peter Gabriel’in “Heroes”u oldukça karamsar.

Ne kadar dinlesem de hakkında olumlu bir düşünce edinemediğim bir başka cover ise, Radiohead‘in “Street Spirit” adlı şarkısı oldu.

Peter Gabriel, bu şarkı hakkında Thom Yorke‘dan herhangi bir geri dönüşüm almamış. “Galiba pek hoşlanmadı benim yorumumdan,” diyor Gabriel. Bana kalırsa, Thom da bu durumda böyle efsanevi bir sanatçıya ne diyeceğini bilememiş olabilir…

Albümdeki en dikkat çekici cover’lardan birisi “Flume“. Bon Iver’in bu mükemmel şarkısı, Peter Gabriel’in albümünde de tartışmasız öne çıkıyor.

Sonuç olarak, Peter Gabriel’in aynı tondaki yorumunun biraz bıkkınlık yarattığını belirtmekle beraber, The Durutti Column ile yaptığı çalışmalardan tanıdığımız John Metcalfe’nin albümdeki düzenlemelerini başarılı bulduğumu söylemeliyim.

“Scratch My Back”de cover’lanan şarkı listesi şöyle:

1. Heroes (David Bowie)
2. The Boy in the Bubble (Paul Simon)
3. Mirror Ball (Elbow)
4. Flume (Bon Iver)
5. Listening Wind (David Byrne/Talking Heads)
6. The Power Of the Heart (Lou Reed)
7. My Body is a Cage (Arcade Fire)
8. The Book Of Love (The Magnetic Fields)
9. I Think It’s Going To Rain Today (Randy Newman)
10. Apres Moi (Regina Spektor)
11. Philadelphia (Neil Young)
12. Street Spirit (Fade Out) (Radiohead)

Albümü dinlemek ve “Flume”ü yasal olarak ücretsiz indirmek için buraya tıklayın.
buraya tıklayın.

_

>David Byrne Bina Çalıyor!

leave a comment »

>© Zülal Kalkandelen
Cumhuriyet Hafta Sonu/ 29 Ağustos 2009

David Byrne’ü nasıl bilirsiniz? Talking Heads’in solisti, film yönetmeni, yazar, fotoğrafçı, opera ve film müzikleri bestecisi, deneysel projelerin çok yönlü yaratıcısı…

57 yaşındaki ünlü sanatçı, bugünlerde yine hayranlık uyandıran bir projeyle sanat dünyasının gündeminde. Byrne’ün son projesi, bir binayı dev bir müzik enstrümanına dönüştüren interaktif ses yerleştirmesi…

Playing the Building” adını taşıyan proje, aslında Byrne tarafından ilk kez 2005 yılında Stockholm’de, geçen yıl da New York’ta gerçekleştirilmişti. Bu defa seçilen yeni mekan, Londra’nın Camden Town bölgesinde yer alan Roundhouse.

Victoria döneminden kalma 160 yıllık bu görkemli binada, bugüne kadar Pink Floyd’dan The Ramones’a kadar çok sayıda efsane müzik grubu performans gösterdi.

David Byrne de, grubu Talking Heads’le birlikte 1976 yılında konser verdiği bu binayı hiç unutmamış. 31 yıl aradan sonra, bu kez Roundhouse’da çalmıyor ama binanın kendisini çalıyor!

TAMAMEN MEKANİK BİR SİSTEM

“Playing the Building”in başlangıcı, Byrne’ün 10 yıl önce New York’ta bir grafikerin stüdyosunda eski bir org bulmasıyla başlıyor. Bedava alıp eve götürebileceği söylenince de tutuyor bir kamyonet, taşıyor orgu kendi stüdyosuna. Yıllarca sadece Halloween’de “Phantom of the Opera”yı çalmak dışında pek de dokunmuyor bu alete…

Birkaç yıl önce aklına bir fikir geliyor ve bir binayı org aracılığıyla müzik çalan bir enstrümana çevirme işine girişiyor. Önce Stockholm’deki eski bir fabrika binasının ortasına yerleştiriyor orgu…

Sonra, aletin arka kısmından tuşlarına bağlanan plastik kablolar, binanın tavanına doğru uzatılarak kalorifer borularına ulaştırılıyor. Orgun tuşlarına basınca, hava kompresörleri aracılığıyla borulara dolan hava farklı sesler çıkarıyor.

Binanın çelik ve metal borularına, sütunlarına çarparak titreşen bobinler ve kocaman birer flüte dönüşen kalorifer boruları, bütün sistemi devasa ve karışık bir örümcek ağı görüntüsüne sokuyor.

Hiçbir elektronik aletin, amplifikatör ve hoparlörün kullanılmadığı bu düzenek tamamen mekanik. Ve en önemlisi de, sistemi harekete geçirmek için profesyonel bir müzisyene ihtiyaç yok. Ses çıkarıp müzik yapmak istiyorsanız, oturuyorsunuz orgun önündeki sandalyeye ve başlıyorsunuz tuşlara dokunmaya…

TÜKETİCİNİN ÜRETİCİYE DÖNÜŞÜMÜ

David Byrne, projenin en can alıcı kısmının bu noktada olduğunu söylüyor. Çünkü dokunmazsanız hiçbir şey duymayacaksınız…

Bu durumda, para verip projeyi deneyimlemek isteyen bir insan, artık tüketici değildir; tuşlara dokunduğu andan itibaren binanın müziğini çalacak olan yaratıcıdır.

Byrne, müzik yapma eylemini herkes için eşitlediği için, bunun çok demokratik olduğunu söylüyor. 5 yaşındaki bir çocuğun da bu işte kendisi kadar iyi olabileceğini; piyano çalmayı bilmenin, burada herhangi bir yarar sağlamadığını belirtiyor.

Bu sistemle Bach çalınamıyor elbette, ama her binanın yapısına bağlı olarak farklı sesler çıkarılabiliyor…

Peki, Byrne, bu proje ile ne söylemek istiyor? Enstrümanları bir kenara bırakıp arabalarımızı ya da evlerimizi çalalım mı diyor? Hayır, ama bir ürün olarak düşünüldüğünde, müziğin yalnızca profesyoneller tarafından üretilme düşüncesinden vazgeçilebileceğini söylüyor.

Bu düşünce, elit kültür/popüler kültür tartışması çerçevesinde bazıları tarafından hoş karşılanmayabilir. Fakat bu projeyle verilmek istenen asıl mesajı göz ardı etmemek gerek.

Byrne’ün anlatmak istediği şu: Bütün dünyada popüler müziğin kontrolünü elinde tutan büyük plak şirketlerinin çöküşü, müziğin geleceği açısından hayırlıdır. Çünkü böylece kültür üreticileri ile kültür tüketicileri (izleyici, dinleyici) arasındaki kesin ayrışma azalacaktır.

David Byrne, böylesine ilginç bir proje gerçekleştirerek, sanatseverlere yine farklı bir bakış açısı sunuyor.

Londra’daki gibi bir yerleştirmeyi keşke ülkemizde de görebilsek… İstanbul, çalınacak muhteşem binalarla dolu!

Written by zülalk

30 Ağustos 2009 at 06:31

>27 Yıl Sonra Yeni Albüm

leave a comment »

>© Zülal Kalkandelen
Cumhuriyet Hafta Sonu/30 Ağustos 2008

2008’in en heyecan verici müzikal işbirliklerinden birisi meyvesini bu hafta verdi ve ikinci Eno-Byrne albümüne kavuştuk! Kavuştuk diyorum; çünkü bunun için tam 27 yıl geçmesi gerekti.

Müzik dünyasının en yetenekli ve en saygın isimlerinden Brian Eno ile David Byrne’ün yeni albümü “Everything That Happens Will Happen Today”, 18 Ağustos günü müzikseverlere ulaştı. Eno ve Byrne ikilisi, albümü bir plak şirketinden çıkarmak yerine, doğrudan kendi kurdukları internet sitesinden yayımlandı. http://www.everythingthathappens.com adresindeki siteden albümü MP3 ya da CD formatında almak mümkün. Ama almadan önce ücretsiz dinlemek istiyorsanız, o da olanaklı.

1980’LERDE ÇIĞIR AÇAN İLK ALBÜM

Eno ve Byrne’ün 1981 tarihli ilk albümü “My Life in the Bush of Ghosts” (Hayaletler Çalılığındaki Yaşamım), popüler müziğin en önemli çalışmalarından birisidir ve “vokal sample” denilen tekniği keşfederek yeni bir çığır açmıştır.

Talking Heads’in karizmatik solisti David Byrne ile “Rock’ın profesörü” diye anılan efsanevi prodüktör Brian Eno’nun bir araya gelişi zaten başlı başına bir olaydı. Ama ortaya çıkardıkları eserde kullandıkları teknikler öyle farklıydı ki, sonraki yıllarda müziğin gidişatını derinden etkiledi.

Albümün adına esin kaynağı olansa, Nijeryalı yazar Amos Totoula’nın ruhlar üzerine yazdığı fantezilerle dolu aynı isimli kitabı. İkilinin Afrika ve Arap müziklerine olan ilgisi, bu albümde açıkça gösterir kendisini. Sonuçta, Batı’nın ileri teknolojisiyle Afrika ruhaniliğini birleştiren; elektronik müziği, etnik perküsyonlar ve vokal efektleriyle bütünleştiren muhteşem bir albüm ortaya çıkar.

Eno ve Byrne’ün, müzik tarihinde mihenk taşı oluşturan böyle bir çalışmayı yaptıktan sonra, onca yıl birlikte yeni bir ürün vermemelerinin nedenini hep merak etmiştim. Yeni albümle ilgili haberleri duyduğumdan bu yana da, birçok müziksever gibi büyük bir sabırsızlık içinde bekliyordum.

MÜZİK ENO’DAN, SÖZLER VE VOKAL BYRNE’DEN

David Byrne’ün internetteki günlüğünde yazdığına göre, Brian Eno ile “My Life in the Bush of Ghosts”ın 25. yılı dolayısıyla yeniden yayımlandığı 2006’dan beri daha sık temasa geçmişler. İkinci bir albüm yapma fikri de, Eno’nun bir süre önce New York’ta kendisini ziyaret ettiği sırada ortaya çıkmış.

Eno, yayımlamadığı çok sayıda enstrümantal çalışmasının olduğunu söyleyince, Byrne, bunlara söz yazmayı teklif etmiş. Eno’nun kendisine CD ile gönderdiği çalışmaları yaklaşık bir yıl boyunca dinleyen Byrne, müzikten bir tür folk-elektronik-gospel tadı aldığını söyleyerek sözleri de buna uygun şekilde yazmış.

İnternet üzerinde yazışmalarla devam eden karşılıklı görüş alışverişleri sonucunda, bir süre sonra bakmışlar ki yeni albüm yapıyorlar. “Everything That Happens Will Happen Today” böylece ortaya çıkmış.

Yeni açılan internet sitesinde, 4 Ağustos’ta, albümde yer alan “Strange Overtones” adlı şarkının ücretsiz olarak indirilmesine izin verilmişti. Bu şarkıdan albümün geneline ilişkin çıkarsamalar yapmaya çalıştık, ama işin içinde Eno olunca, tahminde bulunmak çok zor. Albümün bütününü dinledikten sonra şunu belirtmek gerekir; bu, vokal efektleriyle donatılmış ikinci bir “My Life in the Bush of Ghosts” değil. Bu defa şarkıları David Byrne seslendiriyor.

Byrne/Eno ikilisine göre albüm “bir tür elektronik gospel”. Byrne’ün gospel temalarından etkilenen ve savaşları, havaya uçan arabaları, çöken binaları anlatan sözleri, multi-enstrümantalist Eno’nun ses oyunlarıyla yine çok uyumlu. Bunun ilginç tarafı, karamsar denebilecek sözlerin melodilerle bir araya geldiğinde, adeta neşeli bir hava yaratması. Bu, birkaç ay önce 60’ına basan Eno ile 56 yaşındaki Byrne’ün olgunluğunun getirdiği rahatlığın sonucu mudur, emin değilim…

Bunun yanıtını David Byrne de arıyor aslında. Albüm hakkında yazdığı bir yazıda, bu korkunç Bush döneminde, albümün yansıttığı olumlu ve umutlu havanın nereden kaynak bulduğunu soruyor kendisine. Ve diyor ki: “Ben müziğin içinde barındırdığı hislere karşılık verdim. Her ikimiz de tek başımıza olsak yapamayacağımız bir şey çıkardık ortaya.”

Sonuçta durum şu ki; bu iki büyük müzik adamı bağırmadan, yakıp yıkmadan insanı etkilemeyi çok iyi beceriyor. Üstelik bunu uzun zamandır dinlediğim en iyi albümlerden birisini yaparak gerçekleştiriyorlar.

Written by zülalk

30 Ağustos 2008 at 22:35

Brian Eno, David Byrne, Talking Heads kategorisinde yayınlandı