Zülal Kalkandelen / Müzik Yazıları

Archive for the ‘The Cure’ Category

>Alternatif Rock’ın En İyileri

with one comment

>© Zülal Kalkandelen
Cumhuriyet Hafta Sonu/ 11 Nisan 2009

Bloc Party mi daha iyi Glasvegas mı? İkisi de dünyanın en başarılı alternatif rock grupları listesinin en üst sıralarında…

Böyle bir soruya verilecek yanıt, kişiye göre değişebilir. Benimki de birkaç hafta öncesine kadar çok kesin olmayabilirdi; ama artık yanıtım net bir şekilde “Bloc Party”… Çünkü geçtiğimiz günlerde, iki grubu da New York konserlerinde dinledim.

Bugünlerde İskoçyalı grup Glasvegas için “İngiltere’nin en iyi grubu” tanımlaması yapanlar bir hayli fazla… Dile kolay; müzik dergisi NME bile kapaktan ilan etti bu durumu…

Grubun adı, müzik dünyasında 2007’de parladı. “Dady’s Gone” adlı ikinci single’ın yayımlanışıyla bütün dikkatleri çektiler. Grupla aynı adı taşıyan ilk albümleri “Glasvegas”, bütün dünyada müzik eleştirmenleri tarafından, 2008’in en iyileri arasında sayıldı.

Kullandıkları gitar riffleri nedeniyle, İskoçya’nın ünlü alternatif rock grubu The Jesus and Mary Chain’e benzetiliyorlar. Ama bana göre, vokalistleri James Allan’ın şiirsel şarkı sözleri ve duygusal söyleyiş tarzı, işin içine önemli ölçüde romantizm katıyor.

Post punk ile 1950’lerin ve 60’ların pop soundunu çok güzel bir şekilde birleştiriyorlar. Bu nedenle de, dinleyicileri arasında farklı kuşaklardan insanlar var. Brooklyn’deki konsere, anne ve babaları ile gelen gençler de oldukça fazlaydı.

Grubun dört üyesi de, sahneye her zamanki gibi baştan aşağı siyah kıyafetler içinde çıktı. Ama onların bu siyah tutkusunun ardında, Johnny Cash’inki gibi bir felsefi/politik duruş yatmıyor. Sürekli turnede olduklarından, yılın sadece 15 gününü evde geçirebildiklerini ve bu durumda siyah giymenin fonksiyonel olduğunu söylüyorlar.

Perküsyonist Caroline McKay, sıra dışı bir şekilde ayakta durarak çalıyor önündeki aletleri. James Allan, baskın İskoç aksanı ile şarkı söylerken öylesine ciddi ki, şarkı aralarında hiç konuşmuyor.

Böyle bir tavırdan sonra, konserden sonra hemen çekip gideceklerini sanarken, beklenmedik bir şey yapıyor; ön sıradan kendisine uzanan ellere karşılık veriyor. Erkeklerin ellerini tek tek sıkıyor, kadınlarınkini büyük bir nezaketle öpüyor…

İkinci kez sahneye çağrılıyorlar. Büyük bir uyum içinde çaldıklarına ve çok profesyonel olduklarına hiç kuşku yok. Fakat şunu da belirtmek gerekir ki; konser bittiğinde insanın aklında kalan tek şarkı “Dady’s Gone” oluyor. Diğerlerinin hepsi, sanki aynı şarkıymış gibi geliyor…

BLOC PARTY’NİN ENERJİSİ MÜTHİŞ

İngiliz grup Bloc Party, 2005’te yayımladığı ilk albümü “Silent Years”dan bu yana, müzik dergilerinin kapaklarını süslüyor. Yakaladıkları başarıyı, iki yıl aradan sonra çıkardıkları “A Weekend In The City” ile daha da üst noktalara taşıdılar. 2007’de bütün büyük müzik festivallerinin konuğu oldular.

Artık dünya çapında ünlenmiş, özellikle The Cure ve Manic Street Preachers’ı andıran tarzlarıyla büyük bir hayran kitlesi kazanmışlardı. 2008 yazında çıkan üçüncü albümleri “Intimacy” için daha deneysel bir yol izlediler. Alternatif rock ile elektronik müziğin bütünleştirildiği, vokal manipülasyonlarıyla öne çıkan yeni bir sound yarattılar.

Grubun daha geleneksel şarkı yazma tekniklerini kullandığı ilk ilki albümünü sevenler, biraz garipsedi bu durumu. Oysa yeni ses arayışları heyecan vericiydi.

New York Terminal 5’daki konserde, daha çok son albümden olmak üzere, sevilen bütün şarkılarını çaldılar. Dört müzisyenden oluşan grubun her bir üyesi ayrı bir yetenek. Malezyalı-İngiliz melezi Matt Tong, bugün rock müziğin en dikkat çekici bateristlerinden birisi. Grubun diğer üyeleri gibi o da yalnızca tek bir alet çalmakla kalmıyor; aynı zamanda geri vokallere katkıda bulunuyor.

Gitarda harikalar yaratan Russell ve Gordon bir yandan synthesizer çalarken; Nijerya asıllı vokalist Kele Okereke, ritim gitarıyla gruba en önemli katkıyı yapıyor. Enerjisini bütün salona yayıyor; çok hareket ediyor, seyircilerin arasına karışıyor, zaman zaman da yere yatarak söylüyor şarkıları…

Yazdığı sözlere ilham olan olayları sahnede yeniden yaşıyor gibi… Alternatif müziğin ikonlarından biri haline gelmesine neden olan da, o sözler zaten…

Röportajlarda kendisinden söz etmekten hiç hoşlanmasa da, şarkılara yüklediği anlamlarla merak uyandırmayı iyi biliyor. Sesini farklı tonlarda ustaca kullanarak, anlamları vurgulamadaki ustalığı da cabası…

Konserde hemen herkesin ezbere söylediği şarkı sözleri, Bloc Party’nin yakaladığı başarıda önemli bir anahtar. Dinleyiciler, kendileri de eşlik edince çok daha fazla zevk alıyor konserden… Ve grup, tam üç kez yeniden geliyor sahneye…

Punk rock karıştırılmış bir tür dance-rock olarak anlatmak olanaklı Bloc Party’nin müziğini. Ama sadece tek bir grubun ya da tek bir türün etkisinde değiller. Geleneksel yöntemlerin dışına çıkarak, kendi şarkı yazma tekniklerini kendileri geliştiriyorlar.

Sahnedeki profesyonellik, farklı enstrümantasyon, ilginç şarkı sözleri ve Kele Okereke bir araya gelince, Bloc Party çıkıyor ortaya. Fark ettiğiniz gibi, bu grubun “olmazsa olmaz”ı Kele Okereke…

Written by zülalk

11 Nisan 2009 at 21:34

>Faithless’dan Mesaj Var

leave a comment »

>© Zülal Kalkandelen
Cumhuriyet Hafta Sonu/16 Aralık 2006

Elektronik dans müziğinin en uzun soluklu gruplarından Faithless yeni bir albümle geri döndü. “Geri döndü” ifadesini özellikle kullanıyorum; çünkü geçen yıl yayımladıkları “Forever Faithless” adlı albümden sonra gerçekleştirdikleri konser turnesinin kendileri için final olacağını belirtmişlerdi. Fakat grubun en sevilen şarkılarını bir araya getiren bu albüm bir milyondan fazla satılıp, konserlere büyük bir ilgi olunca, bu yıl yeni bir albüm yayımlamaya karar verdiler. İyi ki de verdiler!

Faithless, “To All New Arrivals” adlı bu son albümüyle, elektronik dans müziğinin dünya sorunlarına karşı duyarsız kalmayabileceğini bir kez daha kanıtladı. Maxi Jazz’ın sosyal bilinç sahibi olmanın önemini vurgulayan şarkı sözleri, bu defa terörizm, küresel yoksulluk, göç, savaş, ekolojik dengeler ve sorunlarla dolu dünyaya yeni gelenler gibi temalar etrafında toplanıyor. Hip-hop, trip-hop ve dans müziğini başarıyla birleştiren şarkılarıyla tanınan Faithless’ın bu beşinci stüdyo albümü, önceki çalışmalarına göre müzikal açıdan daha yavaş tempolu. Bu albümde, Faithless’tan duymaya alıştığımız ve dans müziğinin marşları haline gelen yüksek tempolu şarkılara benzer şarkılar yok. Yani bir “Insomnia”, bir “God Is A DJ” ya da bir “We Come 1” yok.

Grubu konserlerinde izlemiş olanlar bilir; kitleleri ayağa kaldırıp hiç durmadan saatlerce dans ettiren grupların en önde gelenlerinden biridir Faithless. Yeni albümdeki şarkılar bu etkiden yoksun olsa da, verdikleri mesaj bütün dünya sorunlarına duyarlı insanları ayağa kaldırabilecek cinsten.

Bütün Yeni Gelenlere: Hoş Geldiniz!

Yeni albümle ilgili bir diğer özellik ise, etrafında toplandığı “yeni gelenler” konsepti. Albüm çalışmalarını sürdürdükleri sırada hamile olan grup elemanı Sister Bliss, stüdyo kayıtlarını bitirdikleri hafta ilk çocuğunu dünyaya getirdi. Aynı dönemde, grubun kendi isteğiyle konserlere çıkmayan ve ortalıkta görünmeyen diğer elemanı prodüktör Rollo’nun da ikinci çocuğu doğdu. Şarkı sözlerini yazan ve vokallerde yer alan Maxi Jazz’ın aklında ise, 1950’lerde Jamaika’dan İngiltere’ye göçen anne ve babası ile “Forever Faithles” adlı albümle ulaştıkları yeni hayranları vardı. İşte “yeni gelenler” konsepti, hepsinin birleşimiyle ortaya çıkmış.

Albüme adını veren şarkı, Maxi Jazz’ın söylediği korkutucu gerçeklerle başlıyor: “Dünyamızda sıtma, her 30 saniye içinde bir çocuğu öldürüyor. Her yıl 11 milyon çocuk gıdasızlıktan ölüyor. Bizim dünyamızda 15 milyon çocuk AIDS yüzünden öksüz kalmış durumda. Her gün 30 bin çocuk önlenebilir hastalıklar nedeniyle yaşamını kaybediyor. Bizim dünyamızda 2 milyon çocuk seks ticaretinde çalıştırılıyor.” Maxi Jazz’ın etkileyici sesiyle söylediği bu sözlerin arasında, indie müzik topluluğu Kubb’un solisti Harry Collier’in “Bütün Yeni Gelenlere: Hoş Geldiniz!” diyen sesi duyuluyor.

Bombalar Patlarken Devam Eden Yaşamlar


Albümün ilk single’ı “Bombs” adlı şarkı ise, bombalar dünyanın kimi bölgelerini cehenneme çevirip, insanları sevdiklerinden sonsuza kadar ayırırken, kimi yerlerde de diğer insanların normal yaşamlarını sürdürmeleriyle ilgili. Yine Harry Collier’ın vokalde eşlik ettiği şarkının videosu da, patlayan bombaların arasında devam eden yaşam görüntüleriyle son derece çarpıcı. (YouTube üzerinde izlemek isteyenler için link: http://www.youtube.com/watch?v=eihN22PPO5M)

Sözünü etmek istediğim üçüncü şarkı, albümün müzik anlamında en deneysel çalışması olan “Spiders, Crocodiles & Kryptonite”. Faithless, bu şarkıda 80’lerin post punk grubu The Cure’un solisti Robert Smith’le işbirliği yapmış! Hem de benim en sevdiğim The Cure şarkısı “Lullaby”dan sample kullanarak! Birlikte öylesine garip seslerle dolu ve ilginç bir şarkı yapmışlar ki, daha önce dinlediğim hiçbir şeye benzemiyor.

Albümün diğer konuk sanatçıları ise, Rollo’nun kardeşi ünlü şarkıcı Dido, Amerikalı indie rock şarkıcısı Cat Power, İngiliz müzisyen Cass Fox ve One Eskimo. “To All New Arrivals”ın, Faithless’ın müzikal açıdan belki en başarılı albümü olmayabilir. Fakat “Music Matters” adlı şarkıda verdikleri şu mesajın önemi tartışılmaz: “Ayağa kalkıp ortaya çıkanlara/ Parayı itici güç olarak görmeyenlere/ Müziği bir mesaj olarak alanlara/ Sizlere teşekkür etmek istiyorum.” Teşekkürler Faithless!

Written by zülalk

17 Aralık 2006 at 21:50