Zülal Kalkandelen / Müzik Yazıları

Archive for the ‘The Rolling Stones’ Category

>Hayırsever Bir Rock Grubu

leave a comment »

>© Zülal Kalkandelen
Cumhuriyet Hafta Sonu/ 27 Haziran 2009

Başlık doğru: Starsailor, rock müziğin en hayırsever grubu. Çünkü, Hard Rock Cafe’lerin de sahibi olan Hard Rock International tarafından verilen Hayırsever Rock Sanatçısı Ödülü’nün bu yılki sahibi onlar…

İngiliz grup, müzik terapisiyle yapılan tedaviler için para toplamak ve açlıkla mücadele için yapılan albüme katkıda bulunmak gibi birçok yardım işine gönüllü destek veriyor.

Bu hayırsever rock grubu, geçen hafta sonunda Efes Pilsen One Love Festival’ın konuğuydu. Dinleyici kitlesinin büyük bir kesimi, onlar çalarken konuşmayı tercih etse de, oldukça başarılı bir performans sergilediler.

Biz de bu vesileyle, grup üyelerinden James Walsh (vokalist/şarkı yazarı/gitarist) ile söyleşme fırsatı bulduk.

AMERİKAN FOLKUNUN ETKİSİ VE EMPERYALİZM

Yeni albümünüzün adı “All the Plans.” Burada bir ironi seziyorum.
Doğru… Hayatımız süresince yaptığımız planların çoğu işe yaramıyor ve başımıza gelen en güzel şeylerin önemli bir kısmı da beklemediğimiz bir anda aniden ortaya çıkıyor. Albümün adı buna vurgu yapıyor.

Bu albümü, önceki çalışmalarınıza göre müzik ve şarkı sözleri açısından nasıl değerlendiriyorsunuz?
Bir önceki albümümüz “On the Outside”a kıyasla şarkılar daha gitar ağırlıklı ama düzenlemeler daha yalın. Canlı çalmaya daha uygun bir bakıma… “Love Is Here” adlı albümü anımsatan oldukça duygusal ve güçlü şarkılar var. Bu albümü, temellerimize dönüş olarak nitelendirmek mümkün.

Albümün karakterini belirleyen en önemli faktör ne?
Güçlü bir Amerikan folk akustik etkisi var. James Taylor, Jackson Brown ve günümüzden Ryan Adams, Jenny Lewis, bu etkiyi yaratan isimlerdi. Amerika’nın Batı Yakası’ndan gelen bir etkilenme söz konusu. Albümü Amerika’da değil, İngiltere’de kaydettik ama o aşamada daha çok dinlediğimiz, saygı duyduğumuz sanatçılardan etkilendik. Fakat tabii şarkı sözlerinin kökeni yine de İngiltere ve İrlanda…

“Star and Stripes” adlı şarkınızın sözleri Amerikan emperyalizmini hedef almış gibi…
O şarkıyı uzun süre önce, Irak Savaşı sırasında yazdım. O sırada turnedeydik ve her yerde Amerikan bayraklarını görüyorduk. Ayrıca İngiltere’de aşırı sağcı Britanya Ulusal Partisi yükselişe geçmişti. Bazı insanlar kökenlerinden duydukları onuru, diğer ülkelerdeki insanları sömürmek ve herkesin üzerinde otorite kurmak için kullanıyor. Yanlış olan da bu… Oysa her insanın mutlaka kendine özgü bir yeteneği, daha iyi olduğu bir alan var. Bunları kullanarak onur duyacağımız işler yapmaya odaklansak, dünya çok daha iyi bir yer olurdu. Farklı kültürlerin var olduğu bir dünyada yaşıyoruz ve onları kucaklamamız gerek.

Şarkı yazma sürecinde ilk fikirler her zaman sizden mi geliyor, yoksa provalar sırasında örneğin basçınızın bir öneri ile geldiği ve onun üzerinde çalıştığınız da oluyor mu?
Bazı şarkılar bir gitar riff’i ile başlıyor ve şarkıyı bunun etrafında düzenliyoruz. Genelde şarkılar benim aklımda şekillenir, kendi kendime akustik gitarla çalışırken ortaya çıkanı daha sonra gruba aktarırım. Ama şarkıya göre farklılıklar olur her zaman.

“TOPLUMA KATKIDA BULUNMAK BİR ONUR…”

Başkalarının pek farkında olmadığı ilham kaynaklarınız var mı?
Çok kitap okurum. Favori yazarlarımdan birisi David Peace. Çağdaş bir yazardır, aynı zamanda seri cinayetlerle ilgili kült romanlar yazmıştır. Graham Greene’i çok beğenerek okurum. Ayrıca, yeşilliklere bakmayı, film izlemeyi çok seviyorum. Bunların dışında, kendi ailem bana duygusal olarak ilham veriyor. Genellikle kendi yaşantıma odaklanıyorum, ama zaman zaman başka insanların hayatları da ilgi alanıma giriyor; “Stars and Stripes”da olduğu gibi…

Yeni albümde The Rolling Stones’dan Ronnie Wood ile birlikte çalışma olanağı buldunuz. Nasıl gerçekleşti bu?
The Rolling Stones’a Almanya ve İngiltere turnesinde eşlik ettik ve özellikle Ronnie ile çok iyi anlaştık. Onunla kayıt yapmayı çok istiyorduk ama bizim kayıt yaptığımız sırada o meşguldü. Fakat bir gün oğlu Jesse Wood aradı ve Ronnie’nin bizimle çalmayı gerçekten istediğini söyleyerek belirli bir saat için randevu verdi. Sonuçta, “All the Plans We Made” adlı şarkıda gitarda Ronnie Wood çalıyor.

The Rolling Stones’un bir üyesi ile çalmak nasıl bir deneyimdi?
Müthiş bir olaydı bizim için. Heyecanlandık tabii! O, gerçekten müzik tarihinin çok önemli bir parçası…

Hayalinizde dünyanın en iyi rock grubunu kursanız, kimlere yer verirdiniz?
Davulda Ringo Starr, piyanoda ve geri vokalde Elton John, bas gitar ve vokalde Paul McCartney, gitar ve vokalde Jeff Buckley!

Gerçekten fantastik… Sizinle ilgili ilginç bir haber de, Starsailor’ın bu yıl Hayırsever Rock Sanatçısı Ödülü’ne değer görülmesi oldu…
Bu büyük bir onur. İçinden çıktığınız topluma katkıda bulunmak çok güzel bir duygu. Bu toplum, bizim oldukça rahat hayatlar sürmemizi sağladı. En azından elde ettiğimiz gücü insanlara yardım etmek için kullanabiliriz. Bono ya da Chris Martin gibi değiliz, dünyayı değiştirebileceğimizi söylemiyoruz. Eğer birkaç albüm yapıp, hayır işlerine destek verirsek, yerel düzeyde belki bir parça düzelme sağlanabilir.

Müzisyenlerin politika ile ilgilenmesi konusunda görüşünüz ne?
İyi bir şey ama biz politika ile doğrudan ilgili değiliz. Mick Jagger’ın Londra’da tarihi bir sinemanın kurtarılması için yapılan kampanyaya katılması çok güzeldi bence. Sanatçıların politik kampanyalara katılması moda oldu son yıllarda. Çünkü ünlü müzisyenlerin katıldığı kampanyalar daha çok dikkat çekiyor ve herkes onları görmek için konsere gitmek istiyor…

Reklamlar

Written by zülalk

27 Haziran 2009 at 21:19

>Ayın Albümleri

leave a comment »

>© Zülal Kalkandelen
Cumhuriyet Hafta Sonu/26 Mayıs 2007

Patti Smith- Twelve

Rock tarihinin en saygın isimlerinden, punk rock’ın şairi Patti Smith, geçtiğimiz günlerde yeni bir derleme albüm yayımladı. Klasikleşmiş rock şarkılarının yeniden yorumlandığı “Twelve”, Smith’in aynı zamanda tamamı başka sanatçılara ait şarkılardan oluşan ilk çalışması. Patti Smith ve grubu, bu albümde aralarında Jimi Hendrix, Bob Dylan, The Beatles, The Rolling Stones, The Allman Brothers ve Paul Simon’ın da bulunduğu ünlü grup ve müzisyenlerin şarkılarına yer vermiş. Bu şarkıların arasında, Stewie Wonder’dan “Pastime Paradise”, Tears for Fears’den “Everybody Wants To Rule The World”, Neill Young’dan “Helpless” ve The Doors’dan “Soul Kitchen” gibi parçalar öne çıkıyor.

Patti Smith, her zamanki gibi bilinen şarkılara kendi yorumunu getirip orijinallerine sadık kalmamış. Bana göre, bir şarkıyı yeniden yorumlayacaksanız yapılması gereken de bu olmalı. Çünkü orijinal haliyle kulaklara yerleşip ünlenen şarkıları hiçbir değişiklik yapmadan seslendirmek pek de heyecan verici ve yaratıcı olmuyor. Tabii, yeni yorumları beğenip beğenmemek de dinleyicilerin zevkine göre değişiyor.

Twelve albümünde özellikle, Nirvana’nın “Smells Like Teen Spirit” adlı şarkısı dikkatimi çekti. Bu şarkı, Kurt Cobain’in mükemmel yorumuyla ve ayrıca imajıyla öylesine özdeşleşti ki, doğrusu başka bir sanatçının sesinden dinlemek garip geliyor. Patti Smith’in bu şarkıdaki daha düşük tempolu yorumu, akustik gitar ve kemanı öne çıkaran müzikle birleşince, şarkının taşıdığı agresif havayı ve isyan duygusunu alıp götürmüş.

Albümle ilgili belirtilmesi gereken bir önemli nokta da, kayıt sırasında Patti Smith ve grubuna eşlik eden sanatçılar. Banjo’da oyun yazarı Sam Shepard; yine banjo’da 60’lı yılların folk sanatçılarından John Cohen; Red Hot Chili Peppers’ın basçısı Flea; Television grubunun solisti ve gitaristi Tom Verlaine ve The Black Crowes’dan Rich Robinson gibi rock tarihininin önemli müzisyenleri albüme konuk olmuşlar.

Kimileri, Patti Smith’in neden böyle bir derleme albüm yayımlama gereği duyduğunu sorgulayabilir. Ama ben diyorum ki, 60. yaşında dinleyicilerine yine keyifli bir albümle seslenen ve kendisini her zaman “işçi” olarak tanımlayan Patti Smith’e selam olsun!

Arctic Monkeys-Favourite Worst Nightmare

2005’te yayımladıkları ilk albümlerinden bu yana indie rock sahnesinde tam bir fırtına gibi esen Arctic Monkeys’in ikinci albümü “Favourite Worst Nightmare” ülkemizde de piyasaya çıktı. Grubun, hayranları tarafından kurulan Myspace sitesinde yayımlanan şarkılarının dikkat çekmesiyle başlayan sıra dışı serüveni, İngiliz dörtlünün tam bir fenomen haline gelmesiyle dolu dizgin devam ediyor.

Geçtiğimiz yıl müzik dünyasının en prestijli ödüllerinden Mercury Ödülü’nü alan grup, bugün büyük bir popülariteye ulaşmış durumda. O kadar ki, Tony Blair’den sonra İngiltere’nin Başbakanlık koltuğuna oturması beklenen Gordon Brown bile, her gün Arctic Monkeys’i dinlediğini, grubun sabahları insanı dirilten bir müzik yaptığını söyledi. 2007 Brit Ödülleri’nde, “En İyi İngiliz Grup” ve “En İyi İngiliz Albümü” ödüllerine değer görülen grup, Amerika’dan Japonya’ya kadar topladığı birçok ödülle son yılların gözdesi.

Bir öncekine göre daha hızlı ve gürültülü bir albümle yoluna devam eden Arctic Monkeys’in müziği bu defa çok daha enerjik. Bunun en parlak örneği ise, albümden yayımlanan ilk single “Brianstorm”. Albümün genelinde bu şarkıyla doruğa ulaşan agresif ve hızlı gitar soundu egemen. “Only Ones Who Know” ve “Do Me A Favour” ve “505” gibi yavaş şarkılar ise, albüme romantizm tadı katıyor.

İngiltere’de “ilk albümü en hızlı satan grup” olma ünvanına hak kazanan Arctic Monkeys’in bir diğer özelliği, solist Alex Turner’ın yazdığı sosyal konuları, dar gelirli sınıfın yaşam koşullarını yansıtan ve popüler kültüre atıf yapan nükteli şarkı sözleri. Bu albümde şarkı sözlerinin daha da olgunlaşmış bir şekilde ortaya çıktığı söylenebilir. Müzik çevrelerinde, özellikle ünlü İngiliz müzik dergisi NME tarafından büyütüldükleri gerekçesiyle eleştirilen grup, ikinci albümüyle bu görüşte olanlara da güçlü bir yanıt verdi. Toplam 37 dakika süren 12 şarkılık albüm, grubun kariyerinde sağlam adımlarla ilerlediğinin son kanıtı.

Written by zülalk

27 Mayıs 2007 at 19:23